İlişki SorunlarıVideo: 0:42

Partnerini Kaybetme Korkusuyla Kendi İhtiyaçlarından Vazgeçmek

Puanlar yükleniyor…

Bu videoyu değerlendirmek için bir yıldız seçin.

Bu videoda

Fedakârlık ne zaman kendinden vazgeçmeye dönüşür? Kaybetme korkusu, tek taraflı çaba, ihtiyaçlarını ifade etmek ve sınır koymak arasındaki farkları gündelik örnekler ve düşünme sorularıyla ele alan bir yazı.

Videonun yazısını oku ↓

Yorumlar

Yorumlar herkese açıktır.

Hesabınız kontrol ediliyor…

Yorumlar yükleniyor…

Videonun yazısı

Zeynep Sude Bacacı adlı uzmanın videosundaki ana fikirden yola çıkarak hazırlanmıştır.

Onu kaybetmemek için nelerden vazgeçiyorsun?

Partnerine söylemek istediğin bir şey var ama konuşmanın nereye gideceğini düşündüğün için susuyorsun. Belki dinlenmek istiyorsun ama onu kırmamak için planına uyuyorsun. Belki de ilişkinin sürmesi için biraz daha anlayışlı, biraz daha sessiz, biraz daha uyumlu olman gerektiğini düşünüyorsun. Peki bu uyumun içinde senin ihtiyaçlarına ne kadar yer kalıyor?

Bir ilişkinin devam etmesini istemekle, devam edebilmesi için kendinden sürekli vazgeçmen gerektiğine inanmak aynı şey değil. Partnerini önemseyebilirsin. Onun zorlandığı zamanlarda yanında olmak isteyebilirsin. Ama ilişkiyi korumaya çalışırken kendi isteklerini konuşulamaz hale getiriyorsan, neyi koruduğuna ve bunun sana neye mal olduğuna bakmak anlamlı olabilir.

Buradaki mesele her anlaşmazlıkta ilişkiyi sorgulamak ya da bütün fedakârlıkları yanlış saymak değil. Şu ayrımı görebilmek: Birlikte çözüm mü arıyorsunuz, yoksa sorun çıkmaması için yalnızca sen mi geri çekiliyorsun?

Bu soruya hemen kesin bir yanıt vermek zorunda değilsin. Önce son zamanlarda söylemekten vazgeçtiğin bir isteği düşünebilirsin. O isteği artık önemsemediğin için mi bıraktın, yoksa dile getirmenin ilişkiyi tehlikeye atacağından korktuğun için mi? İki durumda dışarıdan aynı sessizlik görülebilir. Ama senin içinde yaşanan şey aynı olmayabilir.

Fedakârlık ile kendinden vazgeçmek aynı şey değil

Bir ilişkide bazen planlar değişir, öncelikler yeniden düzenlenir. İstediğin bir etkinliği erteleyebilir, partnerinin ihtiyacına daha fazla zaman ayırabilirsin. Burada yalnızca ne yaptığın değil, bunu hangi koşullarda yaptığın da önemli.

Örneğin partnerinin zor bir hafta geçirdiğini ve birlikte yapacağınız geziyi ertelediğini düşünelim. Sen de bunu isteyerek kabul ediyor, kendi planınızın daha sonra konuşulabileceğini biliyorsun. Bu durumla, her planın onun isteğine göre değiştiği ve senin itiraz etmeyi bile düşünemediğin bir düzeni aynı yerde değerlendirmemek gerekir.

Kendi durumuna bakarken şu sorular ayrımı somutlaştırabilir:

  • Bunu gerçekten seçiyor muyum, yoksa başka seçeneğim yokmuş gibi mi hissediyorum?
  • İstemediğimi söylesem ne olacağını düşünüyorum?
  • Bu düzen geçici mi, yoksa sürekli aynı kişi mi vazgeçiyor?
  • Benim için önemli olan konuya daha sonra gerçekten dönülüyor mu?

Fedakârlığı anlamak için yalnızca verilen şeye değil, seçim alanına da bakmak gerekir. Bir şeyi gönüllü olarak ertelemekle, onu istemeye hakkın olmadığını düşünmek arasında fark var.

Ayrıca karşılıklılık, her davranışın karşılığını hemen almak demek değil. Konu bir hesap defteri tutmak değil; ilişkinin içinde iki kişinin de ihtiyaçlarının konuşulabilir olup olmadığını görebilmek. Bazen bir taraf daha çok destek verir. Ama bu durum, diğer tarafın ihtiyaçlarını sürekli önemsiz hale getiren bir kurala dönüşmemeli.

Tartışma çıkmasın diye susarken ne oluyor?

Belki de ihtiyaçlarını söylememeyi bir tercih olarak değil, ilişkiyi korumanın tek yolu olarak görmeye başladın. Bir şey istemek sana tartışmayı başlatmak gibi geliyor olabilir. Oysa bir konuyu gündeme getirmekle kavga çıkarmak aynı davranış değil.

Zorlayıcı durumlardan kaçınmak kısa vadede daha güvende hissettirebilir; fakat uzun vadede kaçınmanın tek baş etme yolu olduğu düşüncesini güçlendirebilir. Bu yüzden konuşmamayı seçtiğinde yalnızca o anki rahatlamaya değil, sonraki günlerde neler olduğuna da bakabilirsin. (nhs.uk)

Örneğin hafta sonu biraz yalnız kalmaya ihtiyacın olduğunu düşünelim. Partnerin üzülmesin diye bunu söylemiyor, bütün zamanı birlikte geçiriyorsun. O gün anlaşmazlık yaşanmıyor. Ama sen dinlenemediğin için ertesi hafta da aynı ihtiyacı taşıyorsun. Burada sorun çözülmüş mü oldu, yoksa yalnızca konuşulmadan mı kaldı?

Belki böyle öğrendin: Uyumlu olmak, sorun çıkarmamak, isteyen değil veren kişi olmak. Bu olasılığı düşünmek kendine bir etiket koymak için değil, bugün otomatikleşmiş görünen seçimini anlamak için kullanılabilir. Geçmişin hakkında kesin bir açıklama bulmak zorunda değilsin.

Şimdilik daha yakın bir soru yeterli olabilir: Ben sustuğumda neyi önlediğimi düşünüyorum ve karşılığında hangi ihtiyacım beklemeye devam ediyor? Bu soru, susmanı eleştirmekten çok, sessizliğin işlevini anlamaya yöneliktir.

İhtiyacını fark etmek, her istediğinin yapılmasını beklemek değildir

Kendi ihtiyaçlarına yer açmak, partnerinin her isteğini yerine getirmesini beklemek anlamına gelmez. Önce neye ihtiyaç duyduğunu, sonra bunun nasıl karşılanabileceğini ayırabilirsin.

Örneğin partnerinin her akşam uzun süre telefonda konuşmasını istediğini düşünelim. Bu isteğin altında yakınlık kurma, gününü paylaşma ya da ilişkinizdeki bağın sürdüğünü hissetme ihtiyacı olabilir. İhtiyacı konuşmak, yalnızca tek bir davranış üzerinde ısrar etmekten farklı bir görüşme alanı açar: İkinizin koşullarında bu yakınlığı nasıl kurabilirsiniz?

Bunu anlamak için birbiriyle bağlantılı üç soruya bakabilirsin:

  1. Şu anda ne hissediyorum?
  2. Benim için önemli olan ne karşılanmıyor?
  3. Bunu karşı taraftan hangi somut davranışla isteyebilirim?

Burada doğru kelimeyi hemen bulman gerekmiyor. “Bir şeyler ters ama ne olduğunu bilmiyorum” dediğin yerde, yakın zamanda rahatsız olduğun tek bir durumu ele alabilirsin. Ne olmuştu? Sen ne söylemek istemiştin? Neden söylememiştin?

Kendi tercihlerini sürekli geri plana atma konusunu başka gündelik durumlarla birlikte düşünmek istersen, Simge Saygili'nin herkesi memnun etmeye çalışırken kendi isteklerine yer açma üzerine anlatımı bu ayrımı derinleştirebilir.

İhtiyacını adlandırmak, onun mutlaka ve hemen karşılanacağı anlamına gelmez. Ama konuşmanın başlangıcını değiştirir. “Beni önemsemiyorsun” gibi genel bir yargının yerine, “Birlikte plan yaparken benim de fikrimin sorulmasını istiyorum” diyebilirsin. Böylece ne hakkında konuştuğun daha görünür olur.

Verdiğin emek, bundan sonra da yalnız senin çabalamanı gerektirmez

İlişkiye zaman, sevgi ve emek verdiğinde bunların boşa gitmesini istemeyebilirsin. Belki zor dönemleri birlikte atlattınız. Belki geleceğe dair planlar yaptınız. Bunlar senin için değerli olabilir. Ama geçmişte verdiğin emeği önemsemekle, bugün her koşula katlanmak zorunda olmak aynı şey değil.

Örneğin uzun zamandır ortak bir sorun hakkında konuşmaya çalıştığını düşünelim. Her seferinde biraz daha sabredersem düzelecek diye kendi ihtiyacını erteliyorsun. Burada yalnızca ne kadar zamandır beklediğini değil, bu süre içinde somut olarak neyin değiştiğini de sorabilirsin.

“Bu kadar emek verdim” cümlesinin yanına başka sorular koymak mümkün: Şu an nasıl bir ilişkinin içindeyim? Birlikte çözüm arayabiliyor muyuz? Benim için önemli olan meseleler konuşuluyor mu? Geleceğe dair umudumu hangi davranışlara dayandırıyorum?

Bu sorular seni belirli bir karara götürmek zorunda değil. Hemen ayrılmak ya da mutlaka devam etmek arasında seçim yapman gerekmiyor. Önce geçmişteki yatırımınla bugünkü koşulları birbirinden ayırabilirsin.

Verdiğin emek, ilişkinin senin için önemli olduğunu anlatır. Fakat partnerinin yerine de sorumluluk alman gerektiğini göstermez. Bundan sonra neye ihtiyacın olduğunu değerlendirirken geçmişte yaşadığın güzel şeyleri inkâr etmeden, bugün zorlandığın şeyleri de ciddiye alabilirsin. Birini değerli bulmak, yaşadığın güçlüğü önemsiz saymanı gerektirmez.

İlişkinin sorumluluğu yalnız sana ait değil

Bir ilişkinin sürmesi, yalnızca senin doğru kelimeleri bulmana, daha sabırlı olmana ya da bütün anlaşmazlıkları toparlamana bağlı olamaz. Kendi davranışların üzerinde sorumluluk alabilirsin. Ama partnerinin dinlemesini, çaba göstermesini veya değişmek istemesini onun yerine yapamazsın.

Burada sorumluluğu paylaşmakla her gün eşit miktarda çaba göstermek arasında ayrım var. Birinizin hastalık, yoğunluk ya da başka bir güçlük nedeniyle daha fazla desteğe ihtiyaç duyduğu dönemler olabilir. Bakılacak nokta, ilişkinin genelinde iki kişinin de katkısının ve ihtiyaçlarının yer bulup bulmadığı.

Örneğin her anlaşmazlıktan sonra konuşmayı sen başlatıyor, ortak zamanı sen planlıyor ve kırgınlıkları sen toparlamaya çalışıyorsan, bunu tek tek olaylardan oluşan bir liste yerine genel bir düzen olarak inceleyebilirsin. Partnerin ilişkiyle ilgili hangi sorumlulukları kendiliğinden üstleniyor? Sen geri çekildiğinde ne oluyor? Konuştuğunuz konulara daha sonra o da dönüyor mu?

Kendi payını görmek, bütün yükü üstlenmek değildir. Bir tartışmada kırıcı konuştuysan bunun sorumluluğunu alabilirsin. Bu, tartışmanın bütün nedenlerinin sana ait olduğu anlamına gelmez.

Aynı şekilde ihtiyaçlarını ifade etme biçimini değiştirmeyi denemen de ilişkinin sonucunu garanti etmez. Senin çaban önemli olabilir; fakat karşı tarafın katılımının yerini tutmaz. Bu ayrım, kendini hiç sorgulamamakla kendini her şeyden sorumlu tutmak arasında daha gerçekçi bir alan bırakır.

Sınır koymak, partnerini yönetmek değildir

Sınır koymayı sertleşmek, uzaklaşmak ya da karşı tarafı cezalandırmak gibi düşünüyor olabilirsin. Oysa kendini açıkça ifade etmek, diğer kişinin ihtiyaçlarına saygı gösterirken kendi ihtiyaçların için de aynı saygıyı beklemektir. (nhs.uk)

Sınır, partnerinin bütün davranışlarını belirlemekten çok, senin neye katılabileceğini ve neye katılamayacağını anlatır. Örneğin bir tartışmada seslerin yükseldiğini düşünelim. “Benimle hiçbir zaman anlaşmazlık yaşamayacaksın” demekle, “Sesler yükseldiğinde konuşmaya ara vermek ve sakinleşince geri dönmek istiyorum” demek aynı şey değil.

Benzer biçimde “Arkadaşlarınla görüşmeyeceksin” bir başkasının alanını yönetmeye yöneliktir. “Kendi arkadaşlarımla görüşmek için de zaman ayırmak istiyorum” ise kendi yaşamına dair bir ihtiyacı ifade eder. İlişkide sınırlarını gözetmek ve kendi ilgi alanlarına zaman ayırmak, kendini de dikkate almanın yolları arasındadır. (nhs.uk)

Sınırın bir ilişki testi ya da gizli mesaj olması gerekmiyor. Partnerinin seni ne kadar sevdiğini ölçmek için geri çekilmek yerine, neyi neden istediğini açıkça söyleyebilirsin.

Bunun karşı taraf için her zaman kolay olacağını varsaymak da gerekmez. Bir isteği duymakla onu hemen kabul etmek farklı şeylerdir. Ancak konuşmanın içinde senin tercihini dile getirme hakkına yer olup olmadığı önemlidir. Sınır konuşması, yalnızca sonucun ne olduğuna değil, o sonuca nasıl birlikte yaklaştığınıza da bakma fırsatı verir.

İhtiyacını nasıl daha somut anlatabilirsin?

İhtiyacını söylemek istediğinde kusursuz bir konuşma hazırlamak zorunda değilsin. Açık konuşmak ve karşı tarafı dinlemek, ilişkide iletişimin temel parçalarıdır. Söyleyeceklerini önceden yazmak ya da konuşmaya uygun bir zaman ayırmak da düşüncelerini toparlamana yardımcı olabilir. (nhs.uk)

Bir konuyu anlatırken şu sırayı bir çerçeve olarak kullanabilirsin:

  1. Yaşanan somut durumu söyle.
  2. Bunun sende nasıl bir karşılığı olduğunu anlat.
  3. Senin için neyin önemli olduğunu belirt.
  4. Konuşulabilir, belirli bir istekte bulun.

Örneğin hafta sonu planlarının sana sorulmadan yapıldığını düşünelim. “Sen zaten beni hiç düşünmüyorsun” yerine şöyle bir ifade deneyebilirsin: “Hafta sonu planı bana sorulmadan kesinleştiğinde kendi zamanım hakkında söz hakkım kalmamış gibi hissediyorum. Birlikte karar vermek benim için önemli. Planı kesinleştirmeden önce konuşabilir miyiz?”

Bu ifade biçimi, partnerinin istediğin yanıtı vereceğinin garantisi değil. Ama neyi konuşmak istediğini daha anlaşılır hale getirir. Onun farklı bir ihtiyacı varsa, bunu da aynı konu içinde duyabilirsiniz.

Beklentileri açıkça ifade etmenin ilişkideki yerini daha fazla düşünmek için Asena Türkay'ın beklentileri karşı tarafın anlamasını beklemek yerine konuşmak üzerine anlatımı tamamlayıcı bir bakış sunar.

Konuşma sırasında her ayrıntıyı tek seferde çözmek zorunda değilsiniz. Ama “Sonra konuşuruz” deniyorsa, o sonranın ne zaman olacağını netleştirmek isteyebilirsin. Konuya ara vermekle onu sürekli gündemden çıkarmak aynı şey değil. İhtiyacını anlatmak kadar, konuşmanın devam edebileceği bir alanın bulunması da değerlendirmeye değer.

Yalnızca ne söylediğine değil, sonrasında ne olduğuna bak

Bir ihtiyacını dile getirdikten sonra bütün dikkatini kendi cümlelerine verebilirsin: Acaba fazla mı konuştum? Daha yumuşak mı söylemeliydim? Yanlış zaman mı seçtim? Bunları düşünmek mümkün. Ama konuşmanın diğer tarafını değerlendirmeyi de tamamen bırakmamak gerekir.

Partnerin seni anlamaya çalıştı mı? Söylediğin şeyi kendi kelimeleriyle doğru aktarabildi mi? Katılmadığında bunu küçümsemeden söyleyebildi mi? Bir çözüm konuşulduysa, sonrasında buna dönüldü mü? Bunlar birini puanlamak için değil, ilişkinizde ihtiyaçların nasıl karşılandığını somutlaştırmak için sorulabilecek sorular.

Örneğin birlikte zaman ayırma isteğini konuştuğunu düşünelim. Partnerin seni önemsediğini söylüyor ama ortak bir zaman belirleme konusu sürekli belirsiz kalıyor. Burada yalnızca söylenen güzel cümleyi değil, birlikte neyi uygulanabilir hale getirebildiğinizi de düşünebilirsin.

Tek bir konuşmadan bütün ilişki hakkında kesin sonuç çıkarmak zorunda değilsin. İlk konuşma karışık geçebilir, ikiniz de kendinizi tam anlatamayabilirsiniz. Sakin konuşmak güçleştiğinde ara verip daha sonra yeniden denemek bir seçenek olabilir. (nhs.uk)

Bununla birlikte, her seferinde aynı konunun kapanması ve senin ihtiyacının yeniden ertelenmesi de üzerinde durulabilecek bir durumdur. Kendine şu soruyu sorabilirsin: Bu ilişkide yalnızca konuşmama izin mi veriliyor, yoksa söylediklerimin ortak kararlarımızda bir karşılığı da oluyor mu? Duyulmakla her isteğinin kabul edilmesi arasındaki farkı koruyarak buna bakabilirsin.

Korku, tehdit ve kontrolle birleşiyorsa

Partnerini kaybetmekten korkmakla, partnerinin verebileceği zarardan korkmak arasında önemli bir ayrım var. Tehdit, aşağılama, yakınlarından uzaklaştırma, parayı kontrol etme veya istemediğin cinsel davranışlara zorlama, yalnızca iletişim farklılığı olarak ele alınmamalıdır. İstismar fiziksel şiddetle sınırlı değildir. (nhs.uk)

Böyle bir durumda ihtiyaçlarını daha doğru anlatmanın her şeyi çözeceği düşüncesiyle bütün sorumluluğu üstlenmen gerekmez. Güvenliğini tehdit eden davranışların sorumluluğu, o davranışları gösteren kişiye aittir. Destek almak için durumun daha ağır hale gelmesini beklemek zorunda değilsin. (nhs.uk)

Buradaki iletişim örnekleri, kendini ifade etmenin güvenli olduğu koşullar için düşünülmelidir. Bir sınır koymanın şiddet veya tehdit doğuracağından endişe ediyorsan, öncelik yüzleşme yapmak değil, güvenli destek seçeneklerini değerlendirmektir. Güvendiğin bir kişiyle veya bulunduğun yerdeki uygun destek hizmetleriyle güvenli biçimde iletişim kurabilirsin. Yakın bir tehlike varsa yerel acil yardım hizmetlerine başvurmak gerekir. (nhs.uk)

Bir ilişkinin neden bu hale geldiğini hemen açıklamak, partnerine tanı koymak ya da ayrılma kararını tek başına hızla vermek zorunda değilsin. Önce yaşadığın davranışları olduğu gibi adlandırmak ve güvenliğini düşünmek yeterli bir başlangıç olabilir. İlişkiyi değerlendirme hakkın, kendini riske atmanı gerektirmez.

Kendine dönmek, hemen büyük bir karar vermek demek değil

Kendi ihtiyaçlarını fark etmeye başlamak, ilişkin hakkında aynı gün kesin bir karar vermeni gerektirmez. Önce senin için neyin önemli olduğunu yeniden görünür hale getirebilirsin. İlişki dışındaki güvendiğin kişilerle bağlantını sürdürmek ve kendi ilgi alanlarına zaman ayırmak da bu süreçte kendine yer açmanın yollarındandır. (nhs.uk)

Başlangıç için yakın zamanda yaşadığın tek bir durumu yazabilirsin. Ne istedin? Ne söyledin? Neyi söylemedin? Söylemediğin şeyi dile getirirsen ne olacağını düşündün? Sonrasında kendi ihtiyacınla ne yaptın?

Bu soruları kendini suçlamak için kullanmamaya çalış. “Neden yine sustum?” yerine, “O anda neyi korumaya çalışıyordum?” diye sormak, davranışına daha dikkatli bakmanı sağlayabilir. Ardından başka bir seçenek düşünülebilir: Aynı durumda kendi ihtiyacımı biraz daha açık nasıl ifade edebilirdim?

Tekrarlayan bu düzeni anlamakta zorlanıyorsan, bireysel psikolojik destek içinde korkularını, ihtiyaçlarını ve seçeneklerini ele almayı düşünebilirsin. Buradaki amaç senin adına ilişki kararı verilmesi değil, kendi kararını hangi koşullarda verdiğini daha iyi anlayabilmendir.

Sonunda dönüp bakılacak soru yalnızca “Onu nasıl kaybetmem?” olmayabilir. “Bu ilişkinin içinde kendim olarak ne kadar var olabiliyorum?” sorusu da aynı ölçüde önemlidir. Sevdiğin kişinin yanında kalmak istemen anlaşılır. Ama o yakınlığın içinde senin dinlenme ihtiyacına, itirazına, tercihlerine ve sesine de yer olup olmadığına bakabilirsin. İlişkinin devam etmesi kadar, nasıl devam ettiği de senin hayatının bir parçasıdır.

🔑 Anahtar Noktalar

  • 1Gönüllü fedakârlık ile kaybetme korkusuyla kendi ihtiyaçlarından vazgeçmek, seçim alanı ve karşılıklılık açısından farklıdır.
  • 2Tartışma çıkmasın diye susmak, ihtiyacın ortadan kalktığı veya sorunun çözüldüğü anlamına gelmez.
  • 3Geçmişte verilen emek, ilişkinin gelecekteki bütün sorumluluğunu tek kişinin üstlenmesini gerektirmez.
  • 4İhtiyaçları somutlaştırmak ve sınırları açıkça ifade etmek, partnerin davranışlarını yönetmekten farklıdır.
  • 5İhtiyaç konuşmalarını değerlendirirken yalnızca verilen yanıta değil, sonrasındaki davranışlara da bakılabilir.
  • 6Tehdit ve kontrolün bulunduğu durumlarda öncelik daha iyi iletişim kurmak değil, güvenlik ve uygun destektir.

❓ Sık Sorulan Sorular

Partnerimi kaybetmekten korkmam, kendimden vazgeçtiğim anlamına mı gelir?
Tek başına bu korkuyu hissetmen böyle bir sonuç göstermez. Asıl bakılabilecek nokta, korktuğunda ne yaptığındır: İhtiyaçlarını konuşabiliyor musun, yoksa ilişkinin sürmesi için sürekli onları geri plana atman gerektiğini mi düşünüyorsun?
İlişkide fedakârlık yapmak yanlış mı?
Her fedakârlığı aynı şekilde değerlendirmek gerekmez. İsteyerek yaptığın, koşullarını konuşabildiğin bir değişiklikle, hayır deme alanın olmadığını düşündüğün sürekli bir vazgeçiş farklıdır. Seçim alanı, süreklilik ve iki kişinin ihtiyaçlarına verilen yer bu ayrımı düşünmeye yardımcı olabilir.
İhtiyacımı dile getirmek bencillik mi?
Kendi ihtiyacını ifade etmek, yalnızca senin istediğinin yapılmasını talep etmekle aynı şey değildir. Hem kendin için önemli olanı söyleyebilir hem de partnerinin ihtiyaçlarını dinleyebilirsin. Konuşmanın amacı kimin daha önemli olduğunu belirlemek değil, iki kişinin de yer bulabildiği seçenekleri değerlendirmektir.
İhtiyaçlarımı anlatırsam ilişkim mutlaka düzelir mi?
Açık konuşmak, ne istediğini daha anlaşılır hale getirebilir; ancak karşı tarafın katılımını veya ilişkinin sonucunu garanti etmez. Kendi anlatımına bakarken partnerinin dinleme, sorumluluk alma ve konuşulanlara davranışlarıyla karşılık verme biçimini de değerlendirebilirsin.
Bu durumu fark edersem hemen ayrılmam mı gerekir?
Fark etmek, hemen belirli bir karar vermek zorunda olduğun anlamına gelmez. Önce ihtiyaçlarını, ilişkinizdeki tekrar eden düzeni ve seçeneklerini anlamaya çalışabilirsin. Tehdit veya şiddet söz konusuysa değerlendirmede öncelik güvenliğin ve güvenli destek imkânları olmalıdır.