Evlilik / Çift TerapisiVideo: 2:09

Sosyal Medyadaki İlişkilerle Kendi İlişkimizi Neden Kıyaslıyoruz?

Puanlar yükleniyor…

Bu videoyu değerlendirmek için bir yıldız seçin.

Bu videoda

Başkalarının mutlu paylaşımları ilişki beklentilerimizi nasıl etkiler? Seçilmiş görüntüyle gündelik hayatı ayırmayı, kıyasın altındaki ihtiyacı fark etmeyi ve bunu partnerinizle nasıl konuşabileceğinizi ele alıyoruz.

Videonun Makalesini oku ↓

Yorumlar

Yorumlar herkese açıktır.

Hesabınız kontrol ediliyor…

Yorumlar yükleniyor…

Videonun Makalesi

Asena Türkay adlı uzmanın videosundaki ana fikirden yola çıkarak hazırlanmıştır.

Evlilik / Çift Terapisi: Sosyal Medyadaki İlişkilerle Kendi İlişkimizi Neden Kıyaslıyoruz?
Konu için yapay zekayla hazırlanmış illüstrasyon.

Başkalarının mutlu anları bizim ölçümüz olduğunda

Örneğin partnerinizle sıradan bir akşam geçirdiğinizi düşünelim. Gün yorucu geçmiş, yemek hazırlanmış, biraz konuşulmuş. Sonra telefonunuzu açıyorsunuz. Bir çiftin tatilini, başka bir çiftin sürpriz kutlamasını, bir başkasının sevgi dolu mesajını görüyorsunuz. Birkaç dakika önce yalnızca sıradan olan akşamınız, şimdi size yetersiz görünmeye başlıyor. Peki değişen ne oldu? İlişkiniz mi, yoksa onu değerlendirdiğiniz ölçü mü?

Sosyal medyada ilişkiler üzerine düşünürken bu ayrım önemli. Başkalarının mutluluğu ile kendi gündelik hayatımızı aynı düzlemde değerlendirdiğimizde, elimizdeki bilgilerin eşit olup olmadığını sormamız gerekiyor. Bir fotoğraf ilişkinin bir anını gösterebilir. Fakat o ilişkinin tamamını anlatmaz.

Amerikan Psikoloji Birliğinin Instagram kullanımı ve sosyal karşılaştırmaya ilişkin açıklaması, insanların kendi hayatlarını başkalarının seçilmiş, kimi zaman düzenlenmiş görüntüleriyle karşılaştırabildiğine dikkat çekiyor. Dolayısıyla gördüğümüz içerik ile yaşanan hayatın bütünü arasında ayrım yapmak gerekiyor. (İlgili sayfa)

Burada vitrin sözcüğü, paylaşılan her şeyin sahte olduğu anlamına gelmiyor. Paylaşılan mutluluk gerçek olabilir. Ancak gerçek bir an, bütün gerçeğin kendisi değildir. Bir çiftin güzel bir gün geçirmiş olması, hiçbir zaman anlaşmazlık yaşamadıklarını göstermez. Aynı şekilde bizim paylaşmaya değer bulmadığımız bir günümüzün olması da ilişkimizin değersiz olduğunu göstermez. İlk adım, başkalarının yaşadığını küçümsemeden kendi hayatımıza daha adil bakabilmek.

Sosyal karşılaştırma nasıl bir ilişki ölçüsüne dönüşüyor?

Sosyal karşılaştırmayı, kendimizi başkalarını referans alarak değerlendirmemiz olarak düşünebiliriz. Sosyal medyada bu değerlendirme, kendi yaşantımız ile başkalarının seçilmiş sunumları arasında yapılabilir. Kullanım deneyimleri farklılaştığı için herkeste aynı duygusal sonucu doğuracağını söylemek de doğru olmaz. (İlgili sayfa)

İlişkiler açısından bakıldığında soru yalnızca “Onlar ne yapıyor?” değildir. Bunun arkasından gelen “Biz neden böyle değiliz?” sorusudur. Bazen de bu soru açıkça aklımızdan geçmez; gördüğümüz bir paylaşımın ardından partnerimize duyduğumuz kırgınlıkta kendini gösterir.

Örneğin farklı hesaplarda sık sık hediye, seyahat ve romantik kutlama gördüğümüzü düşünelim. Bir hesabın tatilini, başka bir hesabın sürprizini, üçüncü bir hesabın uzun sevgi mesajını zihnimizde birleştirebiliriz. Sonra da bunların hepsini aynı anda yaşayan bir ilişki varmış gibi kendi ilişkimizi değerlendirebiliriz. Oysa karşılaştırdığımız şey tek bir çiftin gündelik hayatı bile değildir; farklı insanların farklı anlarından oluşan bir bütündür.

Peki hiç mi başkalarından fikir almayacağız? Elbette alabiliriz. Bir paylaşımı görüp birlikte yapmak istediğimiz bir etkinliği fark etmek başka, o etkinliği yapmadığımız için ilişkimizin başarısız olduğuna karar vermek başkadır. İlham almak bir olasılık açar; katı bir ölçüye dönüşen kıyas ise tek bir doğru ilişki biçimi varmış gibi düşündürür. Kendimize sorabileceğimiz soru şu: Bu görüntü bana bir seçenek mi sunuyor, yoksa uymam gereken bir zorunluluk mu yaratıyor?

Gördüğümüz şey ile ona verdiğimiz anlam aynı değil

Düşüncelerimiz, duygularımız ve davranışlarımız birbirini etkiler. Bir durumu nasıl yorumladığımız, ardından ne hissettiğimiz ve ne yaptığımızla bağlantılıdır. NHS'nin düşünceleri yeniden değerlendirmeye ilişkin açıklaması da bu bağlantıyı vurgular. (nhs.uk)

Örneğin bir kişinin partnerinden aldığı çiçekleri paylaştığını düşünelim. Gördüğümüz şey, çiçek fotoğrafıdır. “Benim partnerim bunu yapmıyor, demek ki beni önemsemiyor” cümlesi ise görüntünün kendisi değil, ona verdiğimiz anlamdır. Bu anlamın ardından üzülebilir, uzaklaşabilir veya bir tartışma başlatabiliriz.

Burada duyguyu yanlış ilan etmiyoruz. Kırılmış olabilirsiniz ve bu kırgınlık konuşulmaya değer olabilir. Ancak duygunun varlığı, aklımızdan geçen yorumun tek açıklama olduğunu göstermez. “Üzüldüm” ile “Kesinlikle sevilmiyorum” aynı türden iki bilgi değildir. Biri yaşadığımız duyguyu anlatır, diğeri ilişki hakkında bir sonuca varır.

Bu ayrımı somutlaştırmak için cümleleri ayrı ayrı kurabiliriz: “Bir paylaşım gördüm. Kendi ilişkimde bir şeyin olmadığını düşündüm. Ardından üzüldüm.” Böyle söylediğimizde aradaki düşünce görünür olur. Düşünce görünür olduğunda da onu inceleyebiliriz.

Kendinize şu soruyu sorabilirsiniz: “Bu fotoğrafı görmeden önce ilişkim hakkında ne düşünüyordum?” Yanıtınız bir anda her şeyi çözmez. Fakat yaşanan bir olayla, o olayın ardından yaptığınız değerlendirmeyi birbirinden ayırmanıza yardımcı olacak bir başlangıç sunar.

İlişki beklentilerimiz nereden geliyor?

Bir paylaşımı gördüğümüzde ona hangi anlamı verdiğimizi sorgularken kendi ilişki ölçülerimize de bakabiliriz. “Seven insan mutlaka paylaşır”, “İyi çiftler her yere birlikte gider” veya “Romantizm sürekli sürpriz yapmak demektir” gibi cümleleri ele alalım. Bunlar birer ilişki beklentisidir. Fakat bütün çiftler için geçerli kurallar olmak zorunda değildir.

Bu beklentilerin kaynağını düşünmek için yalnız sosyal medyaya bakmamız da gerekmiyor. Ailemizde gördüklerimiz, önceki ilişkilerimizden çıkardığımız sonuçlar ve çevremizde duyduğumuz yorumlar üzerine de sorular sorabiliriz. “Ben sevildiğimi hangi davranıştan anlıyorum? Bu davranışı neden bu kadar önemli buluyorum?”

Zeynep Sude Bacacı'nın geçmişin bugünkü ilişki kabullerine nasıl yansıyabildiğini ele alan yazısındaki düşünme soruları, yaşadıklarımızdan kendimiz ve ilişkiler hakkında hangi sonuçları çıkardığımızı incelemek için tamamlayıcı bir bakış sunuyor. Buradaki amaç geçmişte tek bir neden bulmak değil, bugün kullandığımız ölçüleri tanımak.

Örneğin ilişkinin çevreden saklandığı bir deneyiminiz olduğunu düşünelim. Yeni ilişkinizde partnerinizin az paylaşım yapması size yalnızca bir kullanım tercihi gibi gelmeyebilir. Yine de bugünkü durumu anlamak için geçmişteki deneyimle şimdiki partnerinizin davranışını ayrı ayrı değerlendirmek gerekir.

Bir beklentinin nereden geldiğini anlamak, ondan vazgeçmek zorunda olduğunuz anlamına gelmez. Beklentiyi daha açık ifade etme fırsatı verir: “Benim için birlikte görünür olmak önemli. Bunun senin için anlamını da duymak istiyorum.”

Kıyasın altında hangi ihtiyaç var?

Başkalarının ilişkisine baktığımızda bazen görüntüdeki nesneye odaklanırız: Hediye, restoran, tatil, fotoğraf. Oysa kendimize soracağımız soru, yalnızca “Ben de bunu istiyor muyum?” olmayabilir. “Bunun benim için temsil ettiği şey ne?” diye de düşünebiliriz.

Örneğin pahalı bir kutlama paylaşımına takıldığınızı düşünelim. Belki aynı kutlamayı istemiyorsunuz. Sizin için asıl önemli olan, özel bir gününüzün hatırlanması. Ya da birlikte seyahat eden bir çifti gördüğünüzde aradığınız şey uzak bir ülke değil, partnerinizle bölünmeden vakit geçirmek olabilir. Bunlar aynı ihtiyaç değildir ve farklı biçimlerde konuşulabilir.

Bu nedenle şu ayrımları yapmak işe yarayabilecek bir düşünme alanı açar:

  • Görüntüde tam olarak neye takıldım?
  • Bunun bende uyandırdığı duygu ne?
  • İlişkimde hangi somut davranışı daha çok görmek istiyorum?
  • İstediğim şeyin başka hangi karşılıkları olabilir?

“Onlar gibi olmalıyız” cümlesi, partnerinize ne istediğinizi açıklamaz. “Birlikte planladığımız ve telefonlara daha az baktığımız bir akşam geçirmek istiyorum” cümlesi ise konuşulabilecek bir talep içerir.

Burada kendi ihtiyacınızı önemsizleştirmemek de önemli. Her isteğinize “Sosyal medyadan etkilendim, o yüzden bunu istememeliyim” demek zorunda değilsiniz. Bir paylaşım size gerçekten özlediğiniz bir şeyi fark ettirmiş olabilir. Mesele isteği susturmak değil; görüntünün biçimiyle, sizin için taşıdığı anlamı ayırabilmek.

Aklımızdan geçen ilk sonucu yeniden düşünmek

Peki karşılaştırmayı fark ettiğimizde ne yapabiliriz? Önce kendimizi hemen ikna etmeye çalışmadan, kurduğumuz cümleyi yakalayabiliriz. “Biz hiç mutlu değiliz”, “Herkes benden daha çok seviliyor” veya “Partnerim hiçbir şey yapmıyor” dediğimizde, bu cümlelerin hangi bilgilere dayandığını sorabiliriz.

NHS'nin işe yaramayan düşünceleri yeniden değerlendirmeye ilişkin önerileri, düşünceyi fark etmeyi, dayanaklarını incelemeyi ve alternatif açıklamaları değerlendirmeyi içeriyor. Amaç her düşünceyi olumluya çevirmek değil; daha esnek ve gerçekçi bir değerlendirmeye yer açmak. (nhs.uk)

Bir paylaşımın ardından şu soruları deneyebilirsiniz:

  1. Gördüğüm somut bilgi ne, benim çıkardığım sonuç ne?
  2. Bu sonucu destekleyen hangi yaşantılarım var?
  3. Sonuçla uyuşmayan hangi yaşantıları gözden kaçırıyor olabilirim?
  4. Aynı durumu yaşayan bir yakınıma ne sorardım?

Örneğin “Partnerim beni hiç düşünmüyor” cümlesi aklınızdan geçtiğini düşünelim. İncelediğinizde partnerinizin gündelik bazı ihtiyaçlarınızı gözettiğini, fakat sizin önemsediğiniz özel günlerde inisiyatif almadığını fark edebilirsiniz. Böylece daha somut bir cümleye ulaşabilirsiniz: “Bazı konularda ilgisini görüyorum; özel günlerde hatırlanmak konusunda ise konuşmak istediğim bir ihtiyacım var.”

Bu, yaşadığınız kırgınlığı silmez. Fakat ilişkinin tamamını tek bir hükümle değerlendirmek yerine hangi konuda zorlandığınızı belirginleştirir. Eğer düşüncenizi destekleyen tekrar eden sorunlar görüyorsanız, bunları da sırf daha olumlu düşünmek adına yok saymanız gerekmez.

Sosyal medyayı bırakmadan kullanımınıza alan açmak

Tek seçenek bütün hesapları kapatmak mı? Hayır. Kullanmayı sürdürmek, kullanım biçiminizi hiç değiştiremeyeceğiniz anlamına gelmez. Amerikan Psikoloji Birliğinin açıklamasında da idealize edilmiş içerikler paylaşan hesapları sessize almak veya takipten çıkarmak, akışı düzenlemek için değerlendirilebilecek seçenekler arasında yer alıyor. (İlgili sayfa)

Burada kendinize bir yasak listesi hazırlamak yerine küçük bir gözlem yapabilirsiniz. Hangi içeriklerden sonra ilişkinizi sorgulamaya başlıyorsunuz? Hangi hesaplara bakmak size gerçekten bir fikir veriyor, hangilerinden sonra yalnızca aynı karşılaştırmayı tekrar ediyorsunuz? Yanıtları merakla incelemek, kendinizi kullanımınız nedeniyle suçlamaktan farklıdır.

Örneğin partnerinizle bir anlaşmazlığın hemen ardından çift hesapları arasında dolaştığınızı düşünelim. O anda ne aradığınızı sorabilirsiniz: Kafamı dağıtmak mı istiyorum, haklı olduğumu gösteren bir örnek mi bulmaya çalışıyorum, yoksa ilişkimiz hakkında bir karar mı vermeye çalışıyorum? Bunlar farklı amaçlardır.

İsterseniz bir sonraki benzer durumda telefonu kısa süreliğine bırakmayı ve asıl konuşmak istediğiniz konuyu not etmeyi deneyebilirsiniz. Ya da yalnızca sizi tekrar tekrar aynı kıyasa götüren bir hesabı sessize alabilirsiniz. Bunlar herkes için aynı sonucu verecek kurallar değil, kendi deneyiminizi gözlemleyebileceğiniz seçeneklerdir.

Ölçünüz yalnızca ekranda geçirdiğiniz süre olmak zorunda değil. “Buradan ayrıldığımda ne düşünüyorum ve ne yapmak istiyorum?” sorusu da kullanımınıza bakmak için somut bir çerçeve sunar.

Partnerinizle kıyası değil, ihtiyacı konuşmak

İhtiyaç belirginleştiğinde bunu nasıl söylediğimiz de önem kazanır. NHS'nin sağlıklı ilişkiler ve iletişim hakkındaki açıklaması, duyguları açıkça paylaşmaya ve karşıdakini anlamak için dinlemeye yer veriyor. Dinlediğinizi kendi sözlerinizle kontrol etmek de önerilen iletişim yollarından biri. (nhs.uk)

Örneğin birlikte zaman geçirmeye ilişkin bir özleminiz olduğunu düşünelim. “Herkes partneriyle geziyor, biz hiçbir şey yapmıyoruz” demek yerine, “Son zamanlarda baş başa plan yapmadığımızı fark ettim. Birlikte vakit geçirmeyi özledim” diyebilirsiniz. İlk cümlede başka çiftler ölçü olurken ikinci cümlede sizin yaşantınız ve isteğiniz görünür olur.

Ardından hemen çözüm istemek yerine partnerinizin deneyimini de sorabilirsiniz: “Sen son zamanlarda birlikte geçirdiğimiz zamanı nasıl buluyorsun?” Böylece konuşma, bir kişinin diğerine ilişki standardı bildirmesinden çıkıp iki kişinin ne yaşadığını anlamaya yaklaşabilir.

Sosyal medyanın etkisini saklamak zorunda değilsiniz. “Bir paylaşım görünce buna takıldım, sonra aslında birlikte plan yapmayı özlediğimi fark ettim” demek mümkün. Burada paylaşım, partnerinizi yargılamak için kanıt değil, sizde neyin harekete geçtiğini anlatan bir başlangıç olur.

Partnerinizin yanıtını dinlemek de her söylediğine katılmak anlamına gelmez. Onun ne demek istediğini anlamakla kendi isteğinizden vazgeçmek farklı şeylerdir. Konuşmanın sonunda her konuda aynı düşünmeseniz bile, hangi davranışın sizin için neden önemli olduğunu daha açık ifade etmiş olabilirsiniz.

Paylaşılmak, sevilmek ve mahremiyet aynı şey mi?

İlişkinin sosyal medyada görünür olması üzerine de ayrı bir konuşma gerekebilir. Birlikte fotoğraf paylaşmak sizin için mutluluğu ifade etmenin bir yolu olabilir. Partneriniz ise özel hayatını daha az görünür tutmayı tercih edebilir. Bu iki tercihi baştan sevginin varlığı veya yokluğu olarak yorumlamadan önce ne anlama geldiklerini sormak gerekir.

Örneğin birinizin özel gün fotoğrafı paylaşmak istediğini, diğerinizin istemediğini düşünelim. “Beni neden paylaşmıyorsun?” sorusunun yanında daha açıklayıcı sorular da bulunabilir: “Fotoğraf paylaşmak sana neden rahatsızlık veriyor?”, “Benim için bunun önemini nasıl anlıyorsun?”, “İkimizin de rahat edeceği bir sınır var mı?”

Paylaşım isteği kadar, paylaşılmama isteği de konuşmanın parçası olabilir. Fotoğrafın kimler tarafından görüleceği, konum bilgisinin bulunup bulunmayacağı veya özel bir tartışmanın başkalarıyla paylaşılıp paylaşılmayacağı üzerine anlaşabilirsiniz. Bu konuşmanın yalnızca sorun çıktığında yapılması da gerekmez.

Ancak az paylaşım yapmakla ilişkinin başka ortamlarda da sürekli saklanması aynı konu değildir. Sizi rahatsız eden şeyin tam olarak ne olduğunu ayırmanız önemli: Bir gönderinin olmaması mı, birlikte olduğunuzun inkâr edilmesi mi, yoksa bu konuyu açtığınızda konuşmanıza izin verilmemesi mi?

Paylaşım sayısı tek başına ilişkinin niteliğini açıklamaz. Değerlendirmeniz gereken, tek bir dijital davranışın ötesinde, yaşadığınız ilişkinin bütünü ve bu konudaki konuşmalarınızdır.

İlişkinizin ölçüsünü yeniden belirlemek

Başkalarının ilişkisine bakmayı tamamen bırakmasak da kendi ilişkimizi hangi sorularla değerlendirdiğimizi seçebiliriz. Görüntünün etkileyiciliği yerine, gündelik deneyimimize dönebiliriz. Birlikteyken nasıl hissediyoruz? Bir ihtiyacımızı söyleyebiliyor muyuz? Anlaşamadığımızda ne oluyor? Konuştuğumuz meseleler için karşılıklı çaba gösterebiliyor muyuz?

Saygı, destek ve açık iletişim, NHS'nin sağlıklı ilişkileri açıklarken üzerinde durduğu temel unsurlar arasında. Bu nedenle ilişkinin nasıl göründüğünün yanında, ilişkinin içinde birbirinize nasıl davrandığınıza da bakmak gerekiyor. (nhs.uk)

Bu sorular, “Başkaları kadar romantik miyiz?” sorusundan farklı bir değerlendirme alanı açar. Örneğin güzel bir fotoğrafınızın olmadığı bir günü düşünelim. O gün önemli bir kararınızı birlikte konuşmuş, birbirinizi dinlemiş olabilirsiniz. Ya da çok güzel fotoğraflar çektiğiniz bir günde kendinizi anlaşılmamış hissedebilirsiniz. Görüntü ile deneyimi ayrı ayrı ele alabilmek, ikisini de daha dürüst değerlendirmeyi sağlar.

Öte yandan gerçek ilişki sorunlarını yalnızca sosyal medya kıyasına bağlamak zorunda değilsiniz. Konuşulmasına rağmen tekrar eden güçlükler veya gündelik yaşamınızı belirgin biçimde etkileyen sıkıntılar için profesyonel destek seçeneğini değerlendirebilirsiniz. Korkutma ya da baskı içeren davranışları da yalnızca bir düşünme hatası olarak ele almamak gerekir.

Sonunda mesele, başkalarının mutlu olmadığına kendimizi inandırmak değil. Onların mutluluğunu kendi değerimiz hakkında verilmiş bir karar gibi okumamayı öğrenmek. Böyle baktığımızda soru da değişebilir: “Neden onlar gibi değiliz?” yerine, “Biz nasıl bir ilişki yaşamak istiyoruz ve bunun için birbirimize ne söylememiz gerekiyor?”

🔑 Anahtar Noktalar

  • 1Sosyal medyada görülen mutlu anlar gerçek olabilir; ancak ilişkinin bütününü temsil etmez.
  • 2Bir paylaşımda görülen somut bilgi ile o bilgiye verilen anlamı ayırmak, kıyasın nasıl oluştuğunu anlamayı kolaylaştırır.
  • 3Başkalarının ilişkisine duyulan özlemin altında hatırlanmak, görünür olmak veya birlikte zaman geçirmek gibi farklı ihtiyaçlar bulunabilir.
  • 4Sosyal medya kullanımını gözlemlemek ve içerik akışını düzenlemek, bütün hesapları kapatmak dışındaki seçeneklerdir.
  • 5Partnerle başka çiftleri ölçü göstererek değil, somut ihtiyaçları ifade ederek konuşmak mümkündür.
  • 6İlişkinin niteliğini değerlendirirken paylaşım sayısından çok gündelik davranışlara, saygıya ve iletişime bakmak gerekir.

❓ Sık Sorulan Sorular

Sosyal medyada mutlu görünen çiftlerin paylaşımları sahte mi?
Böyle bir sonuca varamayız. Paylaşılan mutluluk gerçek olabilir; ancak bir mutlu an, ilişkinin bütününü göstermez. Önemli ayrım, görüntünün doğru olup olmamasından önce ne kadar bilgi sunduğudur.
İlişkimi başkalarıyla kıyaslıyorsam sosyal medyayı bırakmalı mıyım?
Bütün hesapları kapatmak tek seçenek değildir. Hangi içeriklerin ardından kıyas yaptığınızı gözlemlemek, bazı hesapları sessize almak veya kullanımınıza ara vermeyi denemek gibi seçenekleri değerlendirebilirsiniz.
Partnerimin beni sosyal medyada paylaşmaması sevilmediğim anlamına mı gelir?
Tek başına paylaşım yapmamak bu sonucu göstermez. Mahremiyet tercihlerini, paylaşılmanın sizin için anlamını ve ilişkinin diğer alanlarında neler yaşandığını birlikte değerlendirmek gerekir. Az paylaşım yapmak ile ilişkiyi inkâr etmek aynı durum değildir.
Bir paylaşım bana ilişkimdeki gerçek bir ihtiyacı fark ettirmiş olabilir mi?
Evet, böyle bir olasılığı inceleyebilirsiniz. Örneğin gördüğünüz tatilin aynısını değil, partnerinizle baş başa zaman geçirmeyi istiyor olabilirsiniz. Görüntüyü kopyalamakla, sizin için neyi temsil ettiğini anlamak farklı şeylerdir.
Bu konuyu partnerimle nasıl açabilirim?
Başka çiftleri ölçü göstermek yerine kendi deneyiminizi ve somut isteğinizi anlatabilirsiniz. Örneğin “Herkes geziyor, biz gezmiyoruz” yerine “Birlikte plan yapmayı özledim” diyerek başlayabilir, ardından partnerinizin bu konudaki düşüncesini sorabilirsiniz.