Özellikle anlaşılmasını istediğim nokta
İlişkideki tartışmaların gerçek sebebi
Aynı tartışmada iki farklı geçmiş
Bir kişi tartışma sırasında hemen konuşmak isterken diğeri neden susar? Biri yakınlaşmaya çalıştığını düşünürken diğeri neden üzerine gelindiğini hisseder? Bazen anlaşmazlık yalnızca konuşulan konuda değildir. O konunun iki kişi için taşıdığı anlam da farklıdır.
Yan yana duran iki ağacı düşünelim. Kökleri ayrıdır. Aynı yerde birbirlerine yakın durmaları, aynı topraktan geldikleri anlamına gelmez. İlişkide de iki kişi farklı evlerden, farklı alışkanlıklardan ve farklı yakınlık deneyimlerinden gelir. Birinin evinde öfke bağırarak gösterilmiştir. Diğerinin evinde ise susarak. Birinin evinde sevgi sarılmakla görünür olmuştur. Diğerinde yemek yapmakla.
Bu farklılıkları görmek, tartışmaya başka bir soru ekler: Burada yalnızca bugünkü olaya mı tepki veriliyor, yoksa bu olay geçmişten tanıdık bir anlam da mı taşıyor?
Ancak kökler benzetmesi, bütün kavgaların tek nedenini açıklamaz. Partnerin bugün ne yaptığı, sorumlulukların nasıl paylaşıldığı ve sınırların gözetilip gözetilmediği de önemlidir. Geçmişi anlamak, bugünü görmezden gelmek değildir. Kökleri konuşmanın amacı yaşananları küçültmek değil, aynı olayın neden iki ayrı yerden yaşandığını daha iyi anlayabilmektir.
Ailede duyguların nasıl yaşandığı öğrenilir
Bir evde yalnızca hangi sözlerin söylendiği değil, hangi duygulara nasıl karşılık verildiği de önemlidir. Kızgınlık konuşulabilir mi? Üzülen kişi dinlenir mi? Bir anlaşmazlıktan sonra yeniden yakınlaşmak mümkün müdür? Yoksa herkes hiçbir şey olmamış gibi mi davranır?
Bunları düşünmek için mutlaka çok belirgin aile anıları bulmak gerekmez. Gündelik alışkanlıklara bakılabilir. Örneğin, birinin çocukluğunda itiraz ettiğinde sürekli susturulduğunu düşünelim. Bu kişi yetişkin ilişkisinde bir sorunu dile getirmeden önce uzun süre bekliyor olabilir. Başka biri ise sesini yükseltmeden dinlenmeyeceğini varsayabilir. Bunlar bir kişiye ilişkin kesin açıklamalar değil, öğrenilmiş tepkileri anlamak için kullanılabilecek olasılıklardır.
NHS'nin öfkeye ilişkin açıklaması, çocuklukta çevredeki yetişkinlerden öğrenilen öfkeyle baş etme biçimlerinin bugünkü tepkilerde etkili olabileceğini belirtir. Bunun yanında mevcut stres ve yaşanan durum da önem taşır. Yani aile geçmişi tek başına bir açıklama değildir. (nhs.uk)
Buradaki soru, hangi ailenin daha doğru olduğu değildir. Daha kullanışlı soru şudur: Evde olağan kabul edilen hangi davranış, bugünkü ilişkide de kendiliğinden devreye giriyor?
Aynı ailede büyüyen iki kişinin bile aynı tepkiyi vermesi beklenemez. Kökleri araştırmak, insanları aileleri üzerinden sınıflandırmak için değil, kendi davranışını daha dikkatli incelemek içindir.
Bağırmak ve susmak birbirini nasıl etkileyebilir?
Örneğin, tartıştıklarında birinin hemen yanıt almak istediğini, diğerinin ise düşünmek için geri çekildiğini düşünelim. Konuşmak isteyen kişi sessizliği ilgisizlik olarak yorumlasın. Geri çekilen kişi de art arda gelen soruları baskı gibi yaşasın.
Bu varsayımsal durumda şöyle bir döngü oluşabilir:
- Yanıt alamayan kişi daha çok soru sorar ve sesini yükseltir.
- Üzerine gelindiğini hisseden kişi daha az konuşur.
- Sessizlik arttıkça ilk kişi daha fazla dışlandığını düşünür.
- Israr arttıkça diğer kişi konuşmaktan daha çok uzaklaşır.
Burada herkes kendi tepkisini karşısındakinin davranışına verilmiş bir karşılık olarak açıklayabilir. Birinin cümlesi, “Sen sustuğun için ısrar ediyorum” olur. Diğerininki, “Sen ısrar ettiğin için susuyorum.” Döngüyü görmek, tek tek cümleleri saymaktan farklı bir bakış sağlar.
Yine de her sessizlik aynı değildir. Düşünmek için durmakla karşısındakini cezalandırmak amacıyla iletişimi kesmek aynı şey değildir. Susmanın ne anlama geldiğini dışarıdan kesin olarak bilmek yerine konuşabilmek gerekir.
NHS, çatışma sırasında karşı tarafın ne düşündüğünü bildiğimizi varsaymak yerine olaya yüklediğimiz anlamı sorgulamayı önerir. Bu, örnekteki sessizliğin anlamını sormak için de bir başlangıç olabilir. (nhs.uk)
Döngüyü fark etmek, iki kişinin her davranıştan eşit ölçüde sorumlu olduğunu söylemek değildir. Herkes kendi davranışının sorumluluğunu ayrıca taşır.
Sevgi göstermekle sevildiğini hissetmek aynı şey olmayabilir
Birinin evinde sevgi sarılarak gösterilir. Diğerinin evinde yemek yaparak. Buradaki fark, birinin sevgi bildiği diğerinin bilmediği anlamına gelmez. Aynı yakınlığın farklı davranışlarla ifade edilmesi söz konusu olabilir.
Örneğin, zor bir günün ardından eve gelen birinin sarılmak istediğini düşünelim. Partneri ise onun sevdiği yemeği hazırlamış olsun. Yemeği hazırlayan kişi, “Onu düşündüm, yorulmasın istedim” diye bakabilir. Sarılmayı bekleyen kişi ise, “Benimle ilgilenmedi” diye hissedebilir. Bu örnekte emek vardır. Ama o anda beklenen yakınlıkla sunulan yakınlık örtüşmemiştir.
Bu farkı konuşurken iki uçtan kaçınmak gerekir. “Ben zaten yemek yaptım, başka bir şey istememelisin” demek de “Sarılmadın, demek ki beni hiç sevmiyorsun” demek de konuşulabilecek alanı daraltır. Daha açık bir cümle şöyle olabilir: “Yemek hazırlaman benim için kıymetli. Bugün biraz sarılmaya da ihtiyacım var.”
Bunları değişmez sevgi tipleri gibi ele almak gerekmez. Aynı kişi bir gün pratik destek, başka bir gün birlikte zaman geçirmek isteyebilir. Yakınlık isteği, karşı tarafın her zaman tahmin etmesi gereken gizli bir sınava dönüşmek zorunda değildir.
Buradaki düşünme sorusu basittir: Sevgi göstermeye çalışırken yapılan davranış ne? Karşı tarafın o anda ihtiyaç duyduğu şey ne? İkisini yan yana koyunca konuşulacak fark daha görünür olur.
Olayı, yorumu ve ihtiyacı birbirinden ayırmak
Tartışmanın konusu ile o konuya yüklenen anlam aynı şey değildir. “Mesajıma cevap vermedi” bir olay tarifidir. “Bana değer vermiyor” ise o olay hakkında varılan sonuçtur. Sonuç doğru da olabilir, yanlış da. Tek başına ilk cümle, ikinciyi kanıtlamaz.
NHS'nin ilişkilerde çatışmayı ele alan açıklaması, yaşananlarla onlara ilişkin yorumları ayırmaya yardımcı sorular sunar. Buradan hareketle bir tartışmayı dört ayrı parçaya bölerek düşünmek mümkündür. (nhs.uk)
Örneğin, akşam planının haber verilmeden değiştiğini düşünelim:
- Olay: Buluşma planı değişti ve önceden haber verilmedi.
- Yorum: “Zamanımın önemsenmediğini düşündüm.”
- Duygu: “Kırıldım ve öfkelendim.”
- İhtiyaç veya istek: “Plan değiştiğinde mümkün olduğunca erken haber almak istiyorum.”
Bu ayrım, öfkenin geçersiz olduğu anlamına gelmez. Konuşmayı, “Sen zaten düşüncesizsin” gibi kişiliğe yönelen bir hükümden, belirli bir davranışa ve anlaşılabilir bir isteğe taşır.
Aynı örnekte aile geçmişi de araştırılabilir. Habersiz değişiklikler, geçmişte sürekli bekletilen birine özellikle tanıdık gelebilir. Fakat bunun anlaşılması, bugünkü haber vermeme davranışını önemsiz yapmaz.
Kendi yorumunu sorgulamakla kendi gözlemine güvenmemek arasında fark vardır. Amaç, yaşananı silmek değil; ne olduğunu, ne düşünüldüğünü ve bundan sonra ne istendiğini birbirine karıştırmadan anlatabilmektir.
Geçmiş bir açıklama olabilir, mazeret değil
“Bizim evde herkes böyle konuşurdu” cümlesi bir davranışın nereden tanıdık geldiğini anlatabilir. Fakat karşıdaki kişinin o davranışa katlanmak zorunda olduğunu göstermez. Bir tepkinin geçmişini anlamakla o tepkinin ilişkide sürmesini kabul etmek ayrı konulardır.
Üstelik öfke yalnızca eski deneyimlerden doğmaz. NHS; haksızlığa uğramayı, tehdit altında hissetmeyi, saygı görmemeyi ve mevcut stresi de öfkeyle ilişkili durumlar arasında sayar. Bu nedenle her anlaşmazlığı çocukluğa bağlamak, bugünkü sorunun kendisini gözden kaçırabilir. (nhs.uk)
Örneğin, ev işlerinin sürekli tek kişiye kaldığını düşünelim. Bu kişinin geçmişinde sorumluluklarla ilgili zor deneyimler bulunabilir. Yine de konuşulması gereken yalnızca geçmiş değildir. Bugün yemek, temizlik ve planlama işlerini kimin yaptığı da somut biçimde ele alınmalıdır.
Aynı ayrım, verilen sözler için de geçerlidir. Bir sözün tekrar tekrar tutulmaması karşısında yalnızca “Bu bende neyi tetikliyor?” sorusunu sormak yeterli olmayabilir. “Hangi söz verildi, ne oldu ve bundan sonra ne değişecek?” soruları da gerekir.
Kökleri anlamaya çalışmak, bütün dikkati kişinin kendi tepkisine çeviren bir yük olmamalıdır. Anlamak, davranışın etkisini ortadan kaldırmaz. Geçmiş konuşulurken bugünkü sorumluluğun da masada kalması gerekir.
Kendi kökünü korumak, her alışkanlığı korumak değildir
Sağlıklı yakınlık, kökünü bırakıp diğerine benzemek değildir. Ama bu, geçmişten gelen her tepkinin değişmeden korunması gerektiği anlamına da gelmez. Bir değerle o değeri savunurken kullanılan davranış birbirinden ayrılabilir.
Örneğin, aileyle yakın ilişki kurmanın önemli olduğu bir ilişki düşünelim. Bu değeri korumak, her hafta sonunun aile ziyaretine ayrılmasını zorunlu kılmaz. Partnerin dinlenme isteğini konuşmak da aileyi reddetmek değildir. Konuşulacak konu, iki ihtiyacın ortak yaşamda nasıl yer bulacağıdır.
NHS'nin ilişkilere ilişkin açıklaması da başkasını desteklerken kendi sınırlarını ve kişisel zamanını gözetmeye yer verir. Yakınlık ile kendine alan bırakmak birbirinin karşıtı olmak zorunda değildir. (nhs.uk)
Burada uyum sağlamakla kendinden vazgeçmek arasındaki fark önem kazanır. Zeynep Sude Bacacı'nın partnerini kaybetme korkusuyla kendi ihtiyaçlarından vazgeçmek üzerine yazısı, ihtiyaçları dile getirmenin kavga çıkarmakla aynı şey olmadığını açıklayarak bu ayrımı derinleştirir.
Kendi kökünü korumaya ilişkin bir soru şöyle olabilir: Burada benim için önemli olan değer ne, değiştirmeyi düşünmediğim alışkanlık ne? İkisi gerçekten aynı mı?
Örneğin saygı görmek bir ihtiyaçtır. Her konuda son sözü söylemek ise bu ihtiyacın zorunlu karşılığı değildir. İlişkide birine yer açmak, diğerinin küçülmesini gerektirmemelidir.
Tartışma anında konuşmayı sürdürebilmek
Kökleri konuşmak için kavganın en yoğun anını seçmek gerekmeyebilir. NHS, sakin konuşmanın zorlaştığı durumlarda ara verip daha sakin bir zamanda yeniden konuşmayı önerir. Öfke sayfası da tepki vermeden önce düşünmek için zaman bırakmaya yer verir. (nhs.uk)
Bir ara vermenin nasıl görünebileceğini varsayımsal bir örnekle düşünelim: “Şu an sesimi yükseltiyorum. Böyle devam etmek istemiyorum. Biraz ara verip yemekten sonra bu konuya dönelim.” Bu cümlede hem kişinin kendi davranışı tarif edilir hem de konuşmanın tamamen bırakılmadığı belirtilir.
Buna karşılık hiçbir açıklama yapmadan ortadan kaybolmak, diğer kişiye ne olduğunu anlaması için çok az bilgi verir. Ara verme ihtiyacının söylenmesi ve konuşmaya dönüşün mümkün olduğunca netleştirilmesi, örnekteki belirsizliği azaltmayı amaçlar. Bunun iki tarafın da güvenle kullanabildiği bir anlaşma olması önemlidir.
Konuşmaya dönüldüğünde aile hakkında hüküm vermek yerine kişinin kendi tepkisini anlatması denenebilir: “Cevap gelmediğinde önemsenmediğimi düşündüm. Bu yüzden üsteledim. Ama sesimi yükseltmem doğru değildi.” Karşı taraf da kendi yaşantısını ayrı bir cümleyle anlatabilir.
Dinlemek, her yoruma katılmak değildir. “Sustuğumda kendini dışlanmış hissettiğini anlıyorum” demek, susmanın her zaman ilgisizlik olduğu sonucunu kabul etmek anlamına gelmez.
Konuşmayı değerlendirmek için sorulabilecek ölçüt şudur: İki kişi de kendi yaşadığını anlatabildi mi? Yoksa biri konuşurken diğeri yalnızca kendini savunmak zorunda mı kaldı?
İki ayrı evden ortak bir ilişki düzenine
İlişki, iki aileden birinin kurallarının aynen devam ettiği bir yer olmak zorunda değildir. İki kişi, kendi geçmişlerinden neyi taşımak ve neyi farklı yapmak istediklerini konuşabilir. Böylece soru, “Hangi evin yöntemi kazanacak?” olmaktan çıkar; “Biz nasıl yaşamak istiyoruz?” haline gelir.
Örneğin, birinin ailesinde misafirlerin haber vermeden geldiğini, diğerinin ailesinde ise önceden plan yapıldığını düşünelim. Bu fark üzerinden aileleri eleştirmek yerine ortak ev için bir düzen konuşulabilir. Misafir gelmeden önce haberleşmek, ziyaret sıklığını birlikte belirlemek veya yalnız kalınacak zamanı korumak seçenekler arasında olabilir.
Ortak düzen, belirsiz iyi niyetlerden daha somut cümlelerle tarif edilebilir:
- Plan değiştiğinde birbirimize haber vereceğiz.
- Ev işlerinin kimde kaldığını düzenli olarak konuşacağız.
- Tartışma sırasında ailelerimizi küçümseyen ifadeler kullanmayacağız.
- Bir karar ikimizi etkiliyorsa birbirimizin fikrini soracağız.
Bu konuşmaların her yapılanı karşı tarafın önüne koyan bir hesaba dönüşmesi de ayrı bir konudur. Simge Saygili'nin ilişkide çetele tutmaya ilişkin anlatımı, emeği bir yarışa çevirme meselesini ele alır. Ancak hesap yarışından uzaklaşmak, sürekli tek kişiye kalan yükleri görünmez yapmak anlamına gelmemelidir.
Varsayımsal olarak bir hafta birinin daha fazla iş üstlenmesiyle, aynı kişinin ihtiyacının sürekli ertelenmesi farklı durumlardır. Ortak düzen konuşulurken yalnızca kimin ne yaptığı değil, yapılan düzenlemenin iki kişi için de konuşulabilir olup olmadığına da bakılabilir.
Her sorun iletişim farkı değildir
Köklerin farklı olması, ilişkideki her davranışı sıradan bir uyumsuzluk haline getirmez. Korkutma, tehdit, aşağılama, sosyal çevreden uzaklaştırma veya para üzerinde baskı kurma, yalnızca farklı iletişim biçimleri olarak ele alınmamalıdır. NHS'nin ilişkide şiddet ve istismara ilişkin açıklaması, fiziksel olmayan zarar verici davranışlara ve güç-kontrol boyutuna da dikkat çeker. Böyle durumlarda öncelik karşılıklı anlaşmaya çalışmaktan önce güvenlik ve uygun destektir. (nhs.uk)
Birinin geçmişte zor şeyler yaşamış olması, partnerinin bugün korku içinde yaşamasını haklı çıkarmaz. Zarar gören kişinin görevi, karşısındakinin köklerini yeterince anlayarak davranışı düzeltmek değildir. Güvenilen birine veya uygun bir destek hizmetine ulaşmak için durumun daha da ağırlaşmasını beklemek gerekmez. (nhs.uk)
Şiddet veya baskı olmayan bir ilişkide ise tekrar eden tartışmalar için destek ararken somut bir konu seçilebilir: Konuşma nerede kopuyor? Hangi davranış tekrar ediyor? İki kişi neyin değişmesini istiyor? Öfkeyle baş etmekte zorlanılıyor ve denenen yollar yardımcı olmuyorsa profesyonel destek değerlendirmeye alınabilir. (nhs.uk)
İki ağacın yan yana durabilmesi, köklerinin aynı olmasına bağlı değildir. İlişkide de mesele bütün farklılıkları ortadan kaldırmak değildir. Asıl soru, bu farklılıklarla birlikte iki kişinin de ihtiyaçlarının, sınırlarının ve sorumluluklarının yer bulduğu bir yakınlığın kurulup kurulamadığıdır. Kökler nereden gelindiğini anlatır. Yan yana nasıl durulacağı ise bugünkü davranışlarla şekillenir.