Hayatımızda giren insanların yüzleri değişse de, bizi yaşattıkları duygular sıklıkla aynı olur. Kendimizi hep benzer hikayenin içinde bulduğumuz zamanlar olmuştur. Peki bu neden oluyor? Aslında bu basit bir mekanizmaya dayanmaktadır: dışarıda kurduğumuz ilişkiler, kendi içimizdeki malzemelerin dış dünyada gerçeklik bulma halidir.
Örneğin iç dünyamızda özgüvenle ilgili hassasiyetlerimiz varsa, hayatımıza sıklıkla sınırlarımızı ihlal eden, bizi hor gören, aşağılayan ya da narsistik özellikler taşıyan kişileri çekeriz. Bu durumu bir yapboza benzetebiliriz: içimizdeki eksik hissettiğimiz yerler, dışarıda tam da o boşluğa kenetlenen parçaları bulur. Bazen bu parçalar canımızı yaksa da, bu hayatımızın doğal bir gerçeğidir. Hepimiz hayatımızın bir döneminde bu tarz döngüleri yaşayabiliriz.
Ancak burada önemli bir nokta vardır: bu tekrarların bize bir mesajı vardır. Belki de artık dışarıdaki yüzlere odaklanmayı bırakıp, içimizdeki o eksik parçayı anlamaya başlama vakti gelmiştir. Bu farkındalık, döngüyü kırmanın ilk adımıdır.