Başta kabul etmediğin bir davranış nasıl sıradanlaşır?
Bir zamanlar “Biri bana böyle konuşursa kabul etmem” dediğin bir cümleyi bugün duyup geçiyor olabilir misin? Belki artık o sözün söylenmesine değil, sonrasında tartışma çıkmamasına seviniyorsun. Burada durup sorulabilecek bir soru var: Gerçekten daha anlayışlı mı oldun, yoksa seni inciten bir duruma giderek daha fazla mı yer açtın?
Videodaki tencere ve yavaşça ısınan su benzetmesi, bu değişimi düşünmek için kullanılıyor. Bir anda karşılaştığında itiraz edebileceğin bir davranış, küçük adımlarla hayatına girdiğinde daha az görünür hale gelebilir. Önce istisna saydığın şey, zamanla ilişkinin alışılmış düzenine dönüşebilir.
Buradaki “kaynayan kurbağa” anlatısını klinik bir tanı olarak değil, bir metafor olarak ele almak önemli. Benzetme, kurbağaların davranışı hakkında bilimsel bir açıklamanın da yerine geçmez. İlişkiyi değerlendirirken asıl bakılacak yer, bu hikâye değil, yaşadığın somut davranışlar ve onların hayatındaki karşılığıdır.
Üstelik benzetmenin sonunu kendi geleceğin gibi okumak zorunda değilsin. Şu anda çıkış bulamıyor olman, hiçbir seçeneğinin olmadığı anlamına gelmez. Önce neye alıştığını anlamakla, ardından hangi desteğe ihtiyaç duyduğunu ayırmakla başlayabilirsin.
Küçük görünen olayların arasında nasıl bir bağ var?
Örneğin partnerinin ilk kez arkadaşlarının yanında seninle alay ettiğini düşünelim. Sonrasında “Şaka yaptım” diyor. Sen de konuyu uzatmamayı seçiyorsun. Başka bir gün benzer bir söz söylendiğinde, bu kez ilk olayı da hatırlıyorsun ama “Zaten böyle konuşuyor” diye düşünüyorsun.
Bu varsayımsal örnekte değişen yalnızca davranışın tekrarlanması değil. Senin o davranışı açıklama biçimin de değişiyor. Başlangıçta rahatsız edici bulduğun şey, zamanla kişinin değişmez bir özelliği gibi kabul ediliyor. “Böyle biri” demek, bazen “Bunun bana ne yaptığını konuşabilir miyim?” sorusunun önüne geçiyor.
Tek bir gecikme, unutulan bir mesaj veya düşüncesizce söylenmiş bir söz üzerinden bütün ilişkiye karar vermek başka; birbirine benzeyen olayları sürekli ayrı ayrı değerlendirmek başka. Her olayı tek başına ele aldığında, aralarındaki bağlantıyı gözden kaçırabilirsin.
Şunu sorabilirsin: “Son yaşanan olay hiç olmamış olsaydı bile, benzer bir rahatsızlığı başka zamanlarda da anlatıyor olur muydum?” Amaç geçmişten kusur toplamak değil. Aynı ihtiyacının tekrar tekrar karşılıksız kalıp kalmadığını görebilmek. Bazen mesele tek bir büyük olay değil, aynı noktada sürekli yalnız kalmandır.
Tanıdık olanla güvenli olan aynı şey mi?
Bir ilişkinin nasıl ilerleyeceğini tahmin edebilmek, o ilişkinin içinde rahatça var olabildiğin anlamına gelmeyebilir. Hangi konuda susman gerektiğini, hangi sorunun tepki doğuracağını, neyi söylersen ortamın gerileceğini biliyor olabilirsin. Bu bilgi sana bir düzen duygusu verir. Fakat o düzenin korunması için senden ne bekleniyor?
Örneğin akşamın sakin geçmesi için bütün itirazlarını ertelediğini düşünelim. Dışarıdan bakıldığında tartışma yok. Ama sakinlik, yalnızca senin geri çekilmen sayesinde mümkün oluyor. Böyle bir durumda “Artık anlaşabiliyoruz” demeden önce, “Ben de bu anlaşmanın içinde var mıyım?” diye sorabilirsin.
Güveni düşünürken yalnızca kavga çıkmamasına değil, farklı düşündüğünde ne olduğuna da bak. NHS'nin sağlıklı ilişkiler açıklamasında saygı, destek ve açık iletişim temel unsurlar arasında yer alıyor. Yani ilişkiyi değerlendirmek için sessizliğin yanında, konuşmaya ne kadar alan olduğunu da düşünmek gerekiyor. (nhs.uk)
Bir başka soru da şu: “Bu ilişkinin düzenini korumak için hangi parçalarımdan vazgeçiyorum?” Bu sorunun cevabı bazen bir görüş, bazen bir arkadaşlık, bazen de yalnız kalma hakkındır. Tanıdıklığı güvenle karıştırmamak, o bedeli görünür kılmayı gerektirir.
Her anlaşmazlık zarar veren bir döngü müdür?
Birbirini seven iki insan da anlaşamayabilir, birbirini yanlış anlayabilir veya düşüncesiz davranabilir. Sağlıklı ilişkiyi hiç hata yapılmayan bir yer gibi düşünmek, gerçekçi bir ölçü oluşturmaz. NHS de anlaşmazlıkların olağan olduğunu, meseleleri sakin biçimde ele almanın önemini belirtiyor. (nhs.uk)
Bu yüzden yalnızca “Tartıştık mı?” sorusuna değil, “Tartışırken ve sonrasında ne oldu?” sorusuna bakabilirsin. Söylediğin anlaşılmaya mı çalışıldı? Yoksa konuyu açman başlı başına bir suçlama konusu mu oldu? Kırıldığını anlattığında davranış konuşulabildi mi, yoksa bütün mesele senin fazla hassas olman şeklinde mi kapatıldı?
Bunun yanında, her şeyi iletişim sorunu diye açıklamamak gerekir. Aşağılama, tehdit, yakınlardan uzaklaştırma ve para ya da iletişim üzerinde denetim kurma, NHS'nin istismar belirtileri arasında saydığı davranışlardır. Bunları sıradan bir fikir ayrılığıyla aynı yerde değerlendirmemek önemli. (nhs.uk)
Örneğin birlikte geçirilecek zaman konusunda anlaşamamakla, arkadaşlarınla görüştüğün için tehdit edilmek aynı durum değildir. İlkinde farklı ihtiyaçlar konuşulabilir. İkincisinde güvenlik meselesi vardır. “Toksik” kelimesini kullanıp kullanmamaktan önce, yaşanan davranışı açıkça adlandırmak daha işe yarayan bir başlangıç olabilir.
Kendi rahatsızlığını neden sürekli açıklamak zorunda hissediyorsun?
Bazen yaşanan olaydan çok, o olaya üzülmeye hakkın olup olmadığını düşünürken yorulursun. “Belki yanlış anladım”, “Belki daha uygun bir zamanda söylemeliydim”, “Biraz daha anlayışlı olsaydım böyle olmazdı.” Kendi payını değerlendirmek başka, her sonucun sorumluluğunu üstlenmek başka.
Örneğin önemli bir ihtiyacını dile getirdiğinde konuşmanın sürekli senin ses tonuna döndüğünü düşünelim. Ses tonunu değerlendirebilirsin. Ama bunu yaparken başlangıçtaki ihtiyacının tamamen kaybolması gerekmiyor. Hem “Daha sakin söyleyebilirdim” hem de “Yine de bu konunun konuşulmasına ihtiyacım var” diyebilirsin.
Burada kendine şu soruyu yöneltebilirsin: “İlişkide kabul görmek için hiç ihtiyaç belirtmeyen biri olmam gerektiğine mi inanıyorum?” Mertcan Yılmaz'ın sevilmek istemek ile onaylanmaya ihtiyaç duymak arasındaki farkı ele alan yazısı, sevilmek için hep anlayışlı ve sorunsuz olma beklentisini sorgulamak açısından bu noktayı tamamlıyor.
Rahatsızlığını ciddiye almak, yaptığın her yorumun kesinlikle doğru olduğunu ileri sürmek değildir. Önce dinlenmeye değer bir deneyimin olduğunu kabul etmektir. Karşı tarafın açıklamasını duyabilir, kendi yorumunu yeniden değerlendirebilir ve yine de yaşanan davranışın sana uygun olmadığını söyleyebilirsin. Bunlar birbirini dışlayan tutumlar değil.
Fark etmek neden hemen uzaklaşabilmek anlamına gelmez?
“Beni incittiğini biliyorum ama neden hâlâ buradayım?” sorusu, kolayca kendini suçlamaya dönüşebilir. Oysa bir ilişkinin içinde kalmayı yalnızca alışkanlıkla açıklamak, kişinin koşullarını dışarıda bırakır. Sevgi, değişim umudu, korku, maddi imkânlar, barınma ve çocuklarla ilgili sorumluluklar aynı anda etkili olabilir. NHS'nin ilişkide istismara ilişkin rehberi de yardım aramayı ve ayrılmayı güçleştiren farklı koşulları anlatıyor. (selfhelp.cntw.nhs.uk)
Örneğin ortak bir evde yaşadığını ve başka bir yerde kalma imkânının henüz olmadığını düşünelim. Bu durumda “Gitmek istiyor muyum?” sorusuyla “Nasıl ve nereye gidebilirim?” sorusu aynı değildir. Birine verdiğin yanıt, diğerini kendiliğinden çözmez.
Aynı şekilde, birini hâlâ sevmen yaşadığın zararı geçersiz kılmaz. Özlemekle geri dönmenin güvenli olması, güzel anıları hatırlamakla ilişkinin bugünkü halinden memnun olmak farklı şeylerdir. Bunları ayrı ayrı düşünmek, kendine daha dürüst sorular sormana alan açar.
Bu nedenle “Neden daha güçlü değilim?” yerine “Hangi koşul beni burada tutuyor?” diye sorabilirsin. Yanıt para ise pratik destek, korku ise güvenlik, belirsizlik ise seçenekleri anlamak ön plana çıkar. İhtiyacını belirlemek, kendine yönelttiğin genel bir eleştiriden daha somut bir başlangıçtır.
Yaşadıklarına bakarken hangi sorular yardımcı olabilir?
İlişkinin tamamını tek bir kelimeyle anlatmaya çalışmak zorunda değilsin. Önce son dönemde seni zorlayan belirli bir olayı seçebilirsin. Yalnızca güvenliyse ve tuttuğun notların görülmesi seni riske sokmayacaksa, olayı kısa cümlelerle yazmayı düşünebilirsin. Bu, bir dosya hazırlamak değil; olayla yorumunu birbirinden ayırmak için bir düşünme yolu.
Örneğin “Beni hiç önemsemiyor” yerine, varsayımsal olarak şöyle yazabilirsin: “Konuşmak istediğim konuyu üç ayrı zamanda açtım. Her seferinde konuşma, bu konuyu neden açtığım tartışmasına döndü.” Ardından şu sorulara bakabilirsin:
- Tam olarak ne söylendi veya ne yapıldı?
- Ben neye ihtiyaç duyduğumu anlatmaya çalıştım?
- Verilen yanıt ihtiyacıma mı, beni susturmaya mı yönelikti?
- Sonrasında somut olarak ne değişti?
- Benzer bir durum yeniden olduğunda farklı davranabiliyor muyum?
Bu soruların amacı karşı tarafın zihnini okumak değil. “Bunu beni üzmek için yaptı” sonucuna varmadan da davranışın seni incittiğini görebilirsin. Niyet hakkında kesin bilgiye sahip olmakla, kendi deneyimini tarif etmek aynı şey değil.
Bir de yalnızca son tartışmaya değil, aradaki günlere bak. Kendi kararlarını verebildiğin, dinlenebildiğin ve başkalarıyla bağlantıda kalabildiğin bir alan var mı? Değerlendirmeyi tek bir kötü güne ya da tek bir güzel güne teslim etmemek için bu geniş çerçeveyi kullanabilirsin.
Sınır koymak karşı tarafı yönetmek değildir
Sınır, karşındaki kişinin bütün davranışlarını kontrol etme çabası değildir. Senin neye katılabileceğini, neyi kabul etmediğini ve kendi davranışınla ilgili neyi seçebileceğini açıklığa kavuşturmaktır. NHS'nin ilişkilere ilişkin önerileri de başkasına destek olurken kendi kapasiteni gözetmeye ve sınırlarını belirlemeye yer veriyor. (nhs.uk)
Örneğin güvenli bir ilişkide şu cümleyi kurduğunu düşünelim: “Konuşmak istiyorum ama hakaret edildiğinde bu konuşmayı sürdürmeyeceğim. Sakinleştiğimizde yeniden konuşabiliriz.” Burada karşındakinin ne hissedeceğini belirlemiyorsun. Konuşmaya hangi koşulda katılabileceğini söylüyorsun. Bu cümle bir başarı garantisi değil; sınırın nasıl somutlaştırılabileceğine ilişkin bir örnek.
Kendine alan açtığında suçluluk duyuyorsan, Zeynep Sude Bacacı'nın kendine öncelik vermekle bencillik arasındaki farkı anlattığı yazı, kendi ihtiyacını gözetirken karşı tarafın ihtiyacını da duyabilmenin nasıl birlikte düşünülebileceğini açıyor.
Bir sınırın makul olup olmadığını değerlendirirken “Karşı taraf bundan hoşlandı mı?” sorusu tek başına yeterli değildir. Sınırın neyi koruduğuna ve başkasının haklarını ihlal edip etmediğine de bakabilirsin. Bununla birlikte, tehdit veya şiddet ihtimali varsa sınırını yüz yüze ilan etmek zorunda değilsin. Böyle bir durumda öncelik, cümleni daha etkili kurmak değil, güvenliğini değerlendirmektir.
Özürle değişimi birbirinden nasıl ayırabilirsin?
Bir özür duymak önemli olabilir. Ama “Üzgünüm” cümlesiyle, ilişkinin gündelik düzeninin değişmesi aynı şey değildir. Değişim beklentisini daha somut düşünmek için “Ne söyledi?” sorusunun yanına “Sonrasında ne yaptı?” sorusunu koyabilirsin.
Örneğin arkadaşlarının yanında küçümsendiğin varsayımsal duruma dönelim. Karşı taraf özür diliyor ve bunun tekrarlanmayacağını söylüyor. Bir süre sonra benzer bir ortam olduğunda ne oluyor? Söylediğini hatırlıyor mu? Davranışını fark edip durabiliyor mu? Yoksa yeniden incindiğinde senden konuyu kapatman mı bekleniyor?
Asena Türkay'ın birini değiştirmekle ona destek olmanın farkını ele alan yazısı, bugün karşındaki kişiyle mi yoksa gelecekte olmasını umduğun kişiyle mi ilişki kurduğun sorusunu düşünmek için tamamlayıcı bir çerçeve sunuyor.
Burada bütün hataları tek tek sayman veya kusursuzluk beklemen gerekmiyor. Beklentini gözlenebilir hale getirebilirsin: Konuşulan konuya geri dönülebiliyor mu? Sorumluluk sana aktarılmadan alınabiliyor mu? Davranışın değişmesi için bütün hatırlatma ve takip işini yine sen mi yapıyorsun?
Birinin değişebileceğini kabul etmek, o değişimi beklemekle yükümlü olduğun anlamına gelmez. Ne kadar bekleyebileceğin ve bu bekleyişin sana neye mal olduğu da ilişkinin değerlendirilmesine dahildir.
Güvenlik söz konusuysa mesele yalnızca konuşmak değildir
İlişkideki her güçlük için “Açıkça konuş” demek uygun bir yaklaşım olmaz. Tehdit, takip, fiziksel veya cinsel şiddet ya da yoğun kontrol varsa, konuşmanın kendisi de güvenlik açısından değerlendirilmelidir. NHS, istismar durumlarında destek almak için acil bir olay yaşanmasını beklemek gerekmediğini ve ayrılma düşünülüyorsa güvenli hareket etmenin önemini vurguluyor. (nhs.uk)
Böyle bir durumda ilk adımın mutlaka ilişkiyi bitirdiğini ilan etmek olması gerekmez. Güvenilir bir kişiyle, bir sağlık çalışanıyla veya bulunduğun yerdeki şiddet destek hizmetleriyle güvenli biçimde temas kurmak üzerine düşünebilirsin. Acil tehlike varsa bulunduğun yerdeki acil yardım hizmetine ulaşmak önceliklidir.
Destek arayacağın kişiyle ilgili de somut düşünebilirsin: Söylediklerini iznin olmadan karşı tarafa iletir mi? Seni hemen karar vermeye zorlar mı? Yoksa önce ne yaşadığını ve neye ihtiyaç duyduğunu dinleyebilir mi? Amaç yalnızca birine anlatmış olmak değil, anlatmanın ardından daha güvende kalabileceğin bir destek bulmak.
Bu noktada “İlişkimi yeterince iyi anlatabilirsem çözülür” yükünü de tek başına taşımak zorunda değilsin. Başkasının tehdit veya şiddet içeren davranışını önlemek, doğru kelimeyi seçme becerinin sınavı değildir. Güvenlik ihtiyacını, iletişim performansından ayrı ele alabilirsin.
Yeniden kendine yer açmak nereden başlayabilir?
Bütün sorulara aynı gün yanıt bulmak zorunda değilsin. Bazen ilk adım, yaşadığın şeyi küçültmeden bir cümleyle tarif etmektir: “Bu konuşmadan sonra kendimi değersiz hissettim.” Bazen de bir ihtiyacını fark etmektir: “Karar vermeden önce seçeneklerimi öğrenmeye ihtiyacım var.” Küçük görünse de bunlar birbirinden farklı ve somut başlangıçlardır.
Destek istemek yalnızca duygularını anlatmak anlamına da gelmez. NHS'nin ilgili rehberinde güvenli bir yer, yakınların desteği ve ulaşım, barınma ya da maddi konularda pratik yardım gibi ihtiyaçlara da yer veriliyor. (selfhelp.cntw.nhs.uk) Sana iyi gelecek desteği düşünürken “Beni kim anlar?” sorusunun yanına “Hangi yükü tek başıma taşımaya çalışıyorum?” sorusunu ekleyebilirsin.
Psikolojik destek aramayı düşünüyorsan, her şeyi çözmüş olarak gitmen gerekmez. İlk görüşmede konuşmak istediğin başlığı kendi sözlerinle belirleyebilirsin: “Neye alıştığımı anlamak istiyorum”, “Sınır koyarken neden geri çekildiğimi konuşmak istiyorum” veya “Karar vermeden önce koşullarımı değerlendirmek istiyorum.”
Yavaşça alıştığın bir düzeni fark etmek, geçmişte neden tepki vermediğini yargılamayı gerektirmiyor. Bugün kendine hangi alanı açabileceğine bakmayı gerektiriyor. Asıl soru yalnızca “Bu ilişkiye dayanabiliyor muyum?” değil; “Bu ilişkinin içinde ihtiyaçlarıma, seçimlerime ve güvenliğime ne kadar yer var?” olabilir.