Hayatın başlaması için neyi bekliyorsun?
“Şu sınavı bir geçeyim, şu borç bir bitsin, doğru insanı bir bulayım. İşte o zaman yaşamaya başlayacağım.” Bu cümlelerden biri sana tanıdık geliyor mu? Belki tam olarak böyle söylemiyorsun. Ama yapmak istediğin bir şeyi düşündüğünde, zihninde hemen öncesinde tamamlanması gereken başka bir iş beliriyor.
Sanki hayatın bir bekleme salonu var. Sen orada oturuyorsun; asıl hayatın ise kapının arkasında, koşullar düzeldiğinde başlayacak. Beklerken sorumluluklarını yerine getiriyorsun, çalışıyorsun, gündelik işleri yürütüyorsun. Yine de kendin için önemli olan bazı şeylerin sürekli sonraya kaldığını hissediyorsun.
Burada sorulabilecek soru, yeterince eğlenip eğlenmediğin değil. Hayatı yaşamak yalnızca gezmek, yeni deneyimler toplamak veya büyük kararlar almak anlamına gelmez. Bir ilişkinin içinde kendin olabilmek, dinlenebilmek, öğrenmek, üretmek ya da sevdiğin biriyle konuşabilmek de bunun parçası olabilir.
Belki üzerinde durmaya değer olan şu: Geleceğe hazırlanırken bugünkü hayatına da yer açabiliyor musun? Yoksa kendine ait her isteği, ne zaman gerçekleşeceği belli olmayan bir koşula mı bağlıyorsun? Bu soruyu kendini sıkıştırmak için değil, beklediğin şeyin ne olduğunu biraz daha açık görebilmek için sorabilirsin.
Kaygıyı tek bir sebeple açıklamamak
Yaşanmamış ihtimalleri düşünmek, insana huzursuzluk verebilir. İstediğin hayatla sürdürdüğün hayat arasında bir mesafe gördüğünde, zamanın geçmesi daha fazla dikkatini çekebilir. Fakat buradan bütün kaygıların ertelenmiş isteklerden kaynaklandığı sonucu çıkmaz.
Kaygının kişiden kişiye değişen farklı nedenleri olabilir. Geçmişteki zorlayıcı deneyimler, iş baskısı, ilişkiler, maddi güçlükler ve sağlıkla ilgili sorunlar bunlar arasındadır. NHS’nin kaygı, korku ve panik hakkındaki açıklaması, bu çeşitliliği özellikle vurgular. Dolayısıyla “Kaygılıyım, demek ki hayatımı yaşamıyorum” diye kendine bir hüküm vermene gerek yok.
Aynı şekilde, ertelenen isteklerine bakmak geçmişte yaşadıklarının önemini azaltmaz. “Yaşadıklarım mı, yaşayamadıklarım mı?” sorusunun cevabı her zaman bunlardan yalnızca biri olmak zorunda değildir. Farklı güçlükler aynı anda hayatında bulunabilir.
“Yaşanmamış hayat” ifadesini bir tanı veya kesin neden olarak değil, üzerinde düşünebileceğin bir metafor olarak ele alabilirsin. Sana şu soruyu sorduruyorsa anlamlıdır: “Kaygımı anlamaya çalışırken, uzun zamandır geri plana attığım ihtiyaçlarıma da bakıyor muyum?” Cevabın hemen ortaya çıkmaması da mümkündür. Kendini anlamak, tek bir açıklama bulup bütün yaşadıklarını onun içine yerleştirmek değildir.
Beklemekle kaçınmak arasındaki fark
Her bekleyiş, hayattan uzaklaşmak değildir. Bir sınava hazırlanmak, para biriktirmek veya zor bir dönemde gücünü korumak anlamlı tercihler olabilir. Bazen beklemek, istediğin şeye ulaşmak için yaptığın hazırlığın kendisidir.
Ayırmaya çalıştığın şey, bekleyişin neye hizmet ettiği. Seni bir hedefe yaklaştırıyor mu? Yoksa yalnızca bugün karşılaşmak istemediğin bir duygudan uzak mı tutuyor? NHS’nin korkularla yüzleşme açıklamasında belirtildiği gibi, kaçınmak kısa süreli rahatlama sağlayabilir; fakat korkulan durumla karşılaşmayı zaman içinde daha zor hale de getirebilir.
Örneğin yeni insanlarla tanışmak istediğini, ama bir etkinliğe katılmayı sürekli ertelediğini düşünelim. Bu hafta gerçekten zamanın olmayabilir. Fakat her uygun fırsatta “Biraz daha rahat hissettiğimde giderim” diyorsan, beklediğin koşul takvimden çok duygunla ilgili olabilir.
Kendine şu soruları sorabilirsin:
- Beklediğim koşulun ne olduğunu açıkça söyleyebiliyor muyum?
- Bu koşul için yaptığım somut bir hazırlık var mı?
- Koşul gerçekleştiğinde harekete geçecek miyim, yoksa yeni bir şart mı koyacağım?
- Şu anda ertelediğim şeyin daha küçük bir biçimi mümkün mü?
Bu soruların amacı bütün ertelemelerini yanlış ilan etmek değil. Hazırlanmakla uzak durmak arasındaki farkı kendi durumunda görebilmek.
Gerçek engeller ile kusursuz koşulları ayırmak
“İstersen yaparsın” demek, hayatın gerçek koşullarını görmezden gelebilir. Borcun, bakım vermen gereken biri, sağlık sorunun veya sınırlı zamanın olabilir. Bunlar yalnızca zihninde yarattığın engeller değildir. Her isteğin şu anda uygulanabilir olduğunu varsaymak sana haksızlık olur.
Ama bir engelin var olmasıyla, bütün hayatın o engel kalkana kadar durması aynı şey değildir. Örneğin maddi nedenlerle uzun bir seyahate çıkamadığını düşünelim. Bu durumda seyahati ertelemen gerçekçi olabilir. Yine de merakına, dinlenme ihtiyacına veya farklı bir yer görme isteğine daha ulaşılabilir bir biçimde yer açıp açamayacağına bakabilirsin.
Buradaki ayrım, engeli küçümsemek değil; etkilediği alanı belirlemek. “Bunu şu an yapamıyorum” ile “Şu an kendim için hiçbir şey yapamam” aynı cümle değil.
Kusursuz koşul arayışında ise başlangıç çizgisi sürekli ileri taşınır. Bir iş biter, yenisi çıkar. Bir belirsizlik azalır, başka bir belirsizlik belirir. Hayata katılmak için bütün sorunların çözülmesini şart koşuyorsan, ulaşılması çok zor bir başlangıç noktası belirlemiş olabilirsin.
Şunu sorabilirsin: “Gerçekten neye ihtiyacım var, neyin tamamen ortadan kalkmasını bekliyorum?” Güvenlik, temel ihtiyaçlar ve gerekli hazırlık önemlidir. Hiç zorlanmamak, hiç hata yapmamak veya hiçbir belirsizlik yaşamamak ise başka bir beklentidir.
Yaşamak istediğin hayat gerçekten kimin?
Ertelediğin hayatı düşünürken önce onun sana ait olup olmadığına bakmak gerekebilir. Daha hareketli bir sosyal hayat mı istiyorsun, yoksa öyle yaşaman gerektiğini mi düşünüyorsun? İş değiştirmek senin isteğin mi, yoksa başkalarının başarı ölçüsüne yetişmeye mi çalışıyorsun?
“Yaşanmamış hayat” ifadesi bazen yapılacaklar listesine dönüşebilir. Daha çok gezmek, daha çok üretmek, daha çok insan tanımak… Oysa bunların hiçbiri herkes için aynı anlamı taşımaz. Senin için canlı hissettiren bir gün, başka birinin sıradan bulacağı kadar sakin olabilir.
Örneğin hafta sonlarını kalabalık etkinliklerle doldurman gerektiğini düşündüğünü varsayalım. Aslında özlediğin şey, yakın bir arkadaşınla acele etmeden konuşmak olabilir. İhtiyacı ayırmadığında, istediğin hayatı ararken kendine yeni bir zorunluluk yaratabilirsin.
Kabul görmek için alıştığın davranışlarla kendi isteklerini ayırma sorusu, Metin Karaahmetli’nin “Ben böyleyim” dediğimizde gerçek ve sahte kendiliğe bakışını ele alan yazısında da somut gündelik durumlar üzerinden işleniyor. Buradaki bağlantı, kendine yabancı bir ideal hayat kurmak yerine gerçekten ne istediğini anlamak.
Kendine şunu sorabilirsin: “Kimse bunu görmeyecek ve takdir etmeyecek olsaydı, yine de ister miydim?” Bu soru tek başına kesin bir cevap vermez. Ama kendi isteğinle dışarıdan gelen beklentileri konuşmaya başlamak için bir yer açabilir.
Kaygının söylediğiyle bildiğin şeyi ayırmak
“Zaman geçiyor, hiçbir şey yapamadım.” Böyle bir düşünce geldiğinde, bütün hayatını özetleyen bir gerçek gibi duyulabilir. Oysa bu cümlenin içinde hem yaşadığın bir duygu hem de hayatına ilişkin geniş bir yorum var.
Düşünceyi incelemek, duygunu inkâr etmek değildir. Gerçekten üzülüyor veya kaygılanıyor olabilirsin. Yine de “Hiçbir şey yapamadım” yorumunun ne kadar kapsayıcı olduğunu sorgulayabilirsin. NHS’nin yardımcı olmayan düşünceleri yeniden değerlendirme açıklaması, düşüncenin dayanaklarına ve başka olası açıklamalara bakmayı önerir; amaç zorla olumlu düşünmek değil, daha esnek bakabilmektir.
Örneğin uzun zamandır istediğin bir eğitime başlayamadığını düşünelim. Buradan “Hayatım tamamen boşa geçti” sonucuna varmak yerine, neyin gerçekleşmediğini daha açık söyleyebilirsin: “Bu eğitimi erteledim ve bunun için üzülüyorum.” İkinci cümle, hem yaşadığını kabul eder hem de konuşulabilir bir konu bırakır.
Sevi Yağmur Adar’ın olumsuz düşüncelerle baş etmeyi ele alan yazısındaki duygu, yorum ve gerçek ayrımı, bu noktayı günlük yaşam içinde daha ayrıntılı düşünmene yardımcı olabilir.
Kendine “Gerçekte ne olmadı, ben bunun hakkında ne söylüyorum?” diye sorabilirsin. Bir fırsatı kaçırmış olmakla bütün fırsatlarını kaybetmiş olmak aynı şey değildir. Üzüntüne yer açarken, geleceğin hakkında kesin bir karar vermek zorunda değilsin.
Cesaret, kaygının tamamen bitmesi mi?
“Biraz daha özgüvenli olunca yapacağım.” Bu cümlede hareket etmek için önce belirli bir duygunun gelmesi bekleniyor. Peki o duygu gelmezse? İstediğin şey, kendini tamamen hazır hissedene kadar askıda mı kalacak?
Güvenli ve gündelik bir durumda küçük bir deneme yapmak için kaygının bütünüyle kaybolması şart olmayabilir. NHS’nin korkularla yüzleşme rehberi, daha kolay adımlardan başlayarak ve acele etmeden ilerlemeyi anlatır. Buradaki fikir kendini en zor duruma zorlamak değil, yapabileceğin ölçüde yaklaşmaktır.
Örneğin yazdıklarını paylaşmak istediğini ama eleştirilmekten çekindiğini düşünelim. İlk adımın büyük bir topluluğun önüne çıkmak olması gerekmeyebilir. Yazdığın kısa bir metni, paylaşmak istediğin güvendiğin bir kişiye göstermek üzerine düşünebilirsin.
Yine de cesaret ile güvenliğini göz ardı etmeyi birbirine karıştırmamak gerekir. Gerçek tehlike, baskı veya zarar içeren bir durumda “Korkuma rağmen yapmalıyım” demek uygun bir ölçü değildir. Bazı durumlarda sınır koymak, uzaklaşmak ya da destek istemek daha önemlidir.
Kendine sorabileceğin soru şu: “Bu adım benim için yalnızca yeni ve rahatsız edici mi, yoksa gerçekten güvensiz mi?” İkisine aynı cevabı vermek zorunda değilsin.
Büyük bir karar yerine yapılabilir bir adım
Hayatını yaşamaya başlamak, bütün düzenini değiştirmen gerektiği anlamına gelmez. İşini bırakmak, bir ilişkiyi bitirmek veya başka bir şehre taşınmak gibi büyük kararlar, sırf zaman geçiyor diye aceleyle alınmak zorunda değildir.
Daha küçük bir yerden bakabilirsin. Önce ertelediğin şeyi adlandır: “Kendime zaman ayırmak” çok geniş bir ifade. “Uzun zamandır konuşmak istediğim arkadaşıma mesaj göndermek” ise neyi kastettiğini daha açık gösterir.
Ardından şu sırayı deneyebilirsin:
- İsteğini belirle: Gerçekte neye yer açmak istiyorsun?
- Koşulunu fark et: Bunu yapmak için önce neyin olmasını bekliyorsun?
- Gerçek engeli ayır: Zaman, para, güvenlik veya başka bir ihtiyaç mı söz konusu?
- Uygun bir başlangıç düşün: Bugünkü koşullarında hangi küçük hareket mümkün?
- Sonrasında yeniden bak: Bu deneme sana ne gösterdi; sürdürmek, değiştirmek veya durmak istiyor musun?
Örneğin bir hobiye dönmek istediğini varsayalım. İlk hedefin düzenli bir kursa yazılmak değil, evde bulunan malzemeleri çıkarıp kısa bir deneme yapmak olabilir. Sonrasında o uğraşı gerçekten özleyip özlemediğine de bakabilirsin.
Burada küçük adımı, büyük hedefe giden zorunlu bir basamak olarak görmek gerekmiyor. Bazen denediğinde istemediğini fark edersin. Bu da kendinle ilgili bir bilgidir. Başlamak, verdiğin kararı sonsuza kadar sürdürme sözü değildir.
Amaç her gün bir başarı kaydetmek değil; belirsiz bir “Bir gün” cümlesini, değerlendirebileceğin somut bir seçeneğe dönüştürmek.
Yaşanmamış olan her şeyi telafi etmek zorunda değilsin
Bir hayatı seçmek, başka ihtimalleri seçmemek anlamına da gelir. Aynı anda bütün şehirlerde yaşayamaz, bütün meslekleri yapamaz, bütün ilişkileri sürdüremezsin. Bu yüzden yaşanmamış her ihtimali kişisel bir başarısızlık olarak görmek adil bir ölçü olmaz.
Bazı isteklerin hâlâ mümkün olabilir. Bazıları değişmiş, bazıları da artık gerçekleşmeyecek olabilir. Bunlara aynı şekilde yaklaşmak zorunda değilsin. Hâlâ istediğin bir şey için adım düşünürken, kapanmış bir ihtimal için üzüntü duyabilirsin.
Örneğin geçmişte değerlendiremediğin bir eğitim fırsatını düşündüğünü varsayalım. Bugün aynı koşullara dönmek mümkün olmayabilir. Burada kendine yalnızca “Neden yapmadım?” diye sormak yerine, “O zaman hangi koşullardaydım, bugün bu isteğin hangi kısmı benim için hâlâ önemli?” diye de sorabilirsin.
Belki belirli bir okul değil, öğrenmeye devam etmek senin için değerlidir. Belki de o fırsatın kendisini kaybetmiş olmanın üzüntüsünü hissediyorsundur. Hemen başka bir hedef bulmak zorunda değilsin.
Geçmişteki kararlarını bugünkü bilginle yargılarken, o gün sahip olduğun imkânları da hesaba katabilirsin. Kendine dürüst olmak, yalnızca yapmadıklarını saymak değildir. Neyi, hangi koşullar içinde yapamadığını görebilmek de dürüstlüğün bir parçasıdır. Bugünü değiştirmek için geçmişteki kendini suçlu ilan etmen gerekmez.
Dinlenmek, hayatın dışında kalmak değildir
“Yaşamayı bekliyorum” düşüncesi, bu kez de sürekli bir şey yapma baskısına dönüşebilir. Boş kalan her saati doldurmak, her fırsatı değerlendirmek, her gün yeni bir deneyim yaşamak zorundaymışsın gibi hissedebilirsin. Oysa dinlenmekle hayatı ertelemek aynı şey değildir.
Burada da ne yaptığından çok, yaptığın şeyin senin için ne anlama geldiğine bakabilirsin. Evde geçirilen sakin bir gün, seçtiğin ve ihtiyaç duyduğun bir dinlenme olabilir. Başka bir gün ise yapmak istediğin bir şeyden sürekli uzak durduğun bir zamana dönüşebilir. Dışarıdan aynı görünen iki günün içindeki anlam farklı olabilir.
Kendine “Bugün yeterince şey yaptım mı?” yerine “Bugün neye ihtiyacım vardı, buna ne kadar yer açabildim?” diye sorabilirsin. Cevabın bazen hareket etmek, bazen yardım istemek, bazen de durmak olabilir.
Üstelik yaptığın küçük bir değişiklik her seferinde iyi hissettirmeyebilir. Bir görüşme beklediğin gibi geçmeyebilir, yeni bir uğraş sana uygun gelmeyebilir. Bunu hemen “Yine olmadı” diye yorumlamak yerine, denemenin ne gösterdiğine bakabilirsin. Kendine ait bir hayat kurmak, her seçimin doğru çıktığı bir hayat kurmak demek değildir.
Kaygı hayatını daraltıyorsa destek almak
Bu sorular, kendini anlamak için bir başlangıç olabilir. Ama uzun süren veya günlük hayatını belirgin biçimde etkileyen kaygıyı yalnızca ertelenmiş isteklerine bakarak çözmeye çalışmak zorunda değilsin.
Kaygınla baş etmekte zorlanıyorsan, uykun, işin, derslerin veya ilişkilerin etkileniyorsa profesyonel destek almayı düşünebilirsin. NHS’nin kaygı için yardım arama açıklaması, özellikle baş etmek zorlaştığında ve kişinin kendi denedikleri yardımcı olmadığında değerlendirme almanın önemini belirtir. Yaşadıklarını tek başına adlandırman veya nedenini önceden çözmen gerekmez.
Bir görüşmeye “Kaygımın nedeni yaşanmamış hayatım” diye kesin bir açıklamayla gitmek zorunda değilsin. “Bazı şeyleri sürekli erteliyorum, zaman geçtikçe daha çok sıkışmış hissediyorum” demen yeterli bir başlangıç olabilir. Kaygının ne zaman arttığını, hangi durumlarda geri çekildiğini ve hayatında nelerin zorlaştığını anlatabilirsin.
“Gerçekten yaşıyor muyum, yoksa yaşamayı mı bekliyorum?” sorusunu da kendine karşı bir suçlamaya dönüştürmeden taşıyabilirsin. Belki şu anda hem yaşıyor hem bazı şeyleri bekletiyorsun. Bu ikisi bir arada olabilir.
Bekleme salonundan çıkmak, bütün kapıları aynı anda açmak değildir. Bazen yalnızca, hayatının başlaması için izin beklediğin bir noktayı fark etmek ve bugün kendine ait hangi seçeneğe yer açabileceğine bakmaktır.