Özellikle anlaşılmasını istediğim nokta
# Neden Herkes Tarafından Sevilmek İstiyoruz? *Onaylanma ihtiyacının ardındaki psikoloji ve kendimiz olabilmenin önemi*
Hiç kendinize şu soruyu sordunuz mu: "Neden herkesin beni sevmesini istiyorum?"
Belki bir arkadaşınızın size karşı soğuk davrandığını fark ettiniz ve bütün gün bunun nedenini düşündünüz. Belki bir ortamda düşüncelerinizi açıkça ifade etmekten çekindiniz. Ya da istemediğiniz bir şeye yalnızca karşınızdaki insanı kırmamak için "evet" dediniz.
Peki, bütün bunları neden yapıyoruz?
İnsan olarak sevilmek, kabul görmek ve bir topluluğa ait hissetmek istiyoruz. Ancak bazen bu oldukça doğal ihtiyaç, hayatımızın merkezine yerleşebiliyor. Başkalarının bizim hakkımızdaki düşünceleri, kendi düşüncelerimizden daha önemli hâle gelebiliyor.
İşte tam bu noktada üzerinde durmamız gereken bir konu ortaya çıkıyor: **Sevilmek istemek ile herkes tarafından sevilmeye ihtiyaç duymak aynı şey midir?**
Acaba onun sevgisini mi, onayını mı istiyorsunuz?
Örneğin bir arkadaşınıza mesaj gönderdiğinizi ve beklediğiniz sıcaklıkta bir yanıt alamadığınızı düşünelim. Aklınızdan hemen “Acaba beni artık sevmiyor mu?” sorusu geçiyor. Peki, o anda sizi asıl düşündüren nedir? Arkadaşınızla aranızdaki yakınlığın azalması mı, yoksa onun sizi sevmemesinin sizin hakkınızda söyleyeceğini düşündüğünüz şey mi?
Bu iki soru birbirine benziyor ama aynı yere çıkmıyor. Birinde önemsediğiniz bir ilişkiyi anlamaya çalışıyorsunuz. Diğerinde ise kendi değerinizi karşı tarafın tepkisinden öğrenmeye çalışıyor olabilirsiniz. “Aramızda ne oldu?” sorusuyla “Bende ne yanlış var?” sorusunu ayırabiliyor musunuz?
Burada sevgi istemeyi yanlış bir şey gibi görmemek gerekiyor. Birine yakın olmak, önemsenmek ve karşılık görmek isteyebilirsiniz. Mesele, bu isteğin hayatınızda nasıl bir yer tuttuğu. Sevilmediğinizi düşündüğünüzde üzülüyor musunuz, yoksa kendinize ilişkin bütün düşünceniz mi değişiyor?
Üstelik sevgi ve onay ihtiyacı her zaman birbirinden tamamen ayrı değildir. Aynı kişiyi gerçekten önemseyebilir, aynı zamanda onun kabulünü kaybetmekten korkabilirsiniz. Kendinizi tek bir açıklamaya yerleştirmek yerine, o anda hangi ihtiyacın daha belirleyici olduğunu anlamaya çalışabilirsiniz. Bunun için kendinizi suçlamanız değil, yaşadığınız duruma biraz daha yakından bakmanız gerekiyor.
Sevilmek, beğenilmek ve onaylanmak aynı şey değildir
Birinin sizi sevmesi, her düşüncenizi doğru bulması anlamına gelmez. Size yakın olan bir kişi kararınıza katılmayabilir. Sizinle zaman geçirmekten hoşlanabilir ama aynı müziği sevmeyebilir. Bir davranışınıza itiraz ederken sizinle ilişkisini sürdürmek de isteyebilir.
Onaylanmayı ise belirli bir davranışınızın, tercihinizin veya düşüncenizin uygun bulunması olarak düşünebilirsiniz. Örneğin bir iş arkadaşınızın hazırladığınız sunumu beğenmesini isteyebilirsiniz. Bu, onunla duygusal yakınlık kurmak istemenizden farklıdır. Yaptığınız iş hakkında olumlu bir değerlendirme bekliyorsunuzdur.
Zorlayıcı ayrım şu noktada ortaya çıkıyor: “Bu sunumu beğenmedi” düşüncesinden “Beni beğenmiyor” sonucuna, oradan da “Ben değerli değilim” yargısına mı geçiyorsunuz? Bir işin değerlendirilmesiyle bir insanın bütünü hakkında karar vermek aynı şey değildir.
Kendinize şu soruları sorabilirsiniz:
- Bu kişinin hangi davranışından etkileniyorum?
- Ondan yakınlık mı, takdir mi, aynı fikirde olmasını mı bekliyorum?
- Beni sevdiğini bilsem ama kararımı onaylamasa yine de aynı ölçüde zorlanır mıydım?
- Onunla ilişki kurmak mı istiyorum, yoksa hakkımdaki fikrini değiştirmek mi?
Bu soruların tek bir doğru cevabı yok. Ama ihtiyacınızı daha açık ifade etmenize yardımcı olabilirler. Yakınlık beklerken sürekli haklı olduğunuzu göstermeye çalışıyorsanız, konuşma asıl ihtiyacınızdan uzaklaşabilir. Belki ihtiyacınız bir tartışmayı kazanmak değil, önemsendiğinizi duyabilmektir.
“Beni sevmiyor” düşüncesinde neyi biliyor, neyi yorumluyorsunuz?
Bir düşüncenin aklınızdan geçmesi, onun doğrulandığı anlamına gelmez. NHS’nin zorlayıcı düşünceleri yeniden değerlendirmeye ilişkin açıklaması, düşünceyi destekleyen kanıtlara ve başka olası açıklamalara bakmayı öneriyor. Buradaki amaç kendinizi mutlaka olumlu düşünmeye zorlamak değil, ilk yorumunuzu tek açıklama saymamaktır. (nhs.uk)
Örneğin bir tanıdığınızın karşılaştığınızda sizinle kısa konuştuğunu düşünelim. Gözleminiz “Konuşma kısa sürdü” olabilir. “Benden hoşlanmıyor” ise bu gözleme verdiğiniz anlamdır. Belki gerçekten mesafeli davranıyordur. Belki yetişmesi gereken bir yer vardır. Henüz hangisinin geçerli olduğunu bilmiyorsunuzdur.
Bu ayrım, kendi hislerinizi geçersiz saymanız için yapılmıyor. Kısa konuşma sizi üzmüş olabilir. Üzüntünüzü kabul etmekle, karşı tarafın niyetinden emin olmak farklı şeylerdir. “Bu durum beni incitti” diyebilir, aynı anda “Neden böyle davrandığını henüz bilmiyorum” düşüncesine yer açabilirsiniz.
Duygunuzu ciddiye almak, ilk yorumunuzu kesin gerçek kabul etmenizi gerektirmez. Kendinize “Somut olarak ne oldu, ben buna hangi anlamı verdim?” diye sorabilirsiniz.
Diğer taraftan, sürekli tekrarlanan küçümseyici davranışları da her seferinde başka gerekçelerle açıklamak zorunda değilsiniz. Tek bir belirsiz anla, zaman içinde gördüğünüz davranışların bütünü aynı şey değildir. Anlamaya çalışırken hem acele hüküm vermemeye hem de gerçekten yaşadığınız şeyleri yok saymamaya yer açabilirsiniz.
Onay almak için kendinizden neleri geri çekiyorsunuz?
Onay ihtiyacına yalnızca ne düşündüğünüzden değil, nasıl davrandığınızdan da bakabilirsiniz. İstemediğiniz bir şeyi kabul ediyor musunuz? Görüşünüzü söylemeden önce karşı tarafın fikrini öğrenmeye mi çalışıyorsunuz? Bir tercih yaptığınızda, onu açıklamaktan çok kendinizi savunma ihtiyacı mı duyuyorsunuz?
Örneğin yorgun olduğunuz bir akşam arkadaşınızın davetini kabul ettiğinizi düşünelim. Gitmek istemiyorsunuz ama “Gelmezsem bana kırılır” diye düşünüyorsunuz. Daveti kabul etmeniz tek başına bir sorun göstermez. Belki arkadaşınıza destek olmak sizin için o akşam dinlenmekten daha önemlidir. Burada asıl bakılacak şey, seçiminizde kendi isteğinizin de bulunup bulunmadığıdır.
“Gitmek istiyorum ama yorulacağım” ile “Gitmezsem sevilmem” aynı başlangıç noktası değildir. İlkinde farklı ihtiyaçlarınız arasında karar veriyorsunuz. İkincisinde ise ilişkinin devamını tek bir davranışınıza bağlıyor olabilirsiniz.
Bu örnekte her davette aynı korkuyla hareket ettiğinizi varsayalım. Kendi tercihinizi dile getirmediğiniz için arkadaşınız neye ihtiyacınız olduğunu öğrenemeyebilir. Siz de onun gerçekten nasıl bir karşılık vereceğini görmeden, bütün yükü üzerinize alabilirsiniz.
Kendinize “Bunu yapmayı seçiyor muyum, yoksa başka seçeneğim yokmuş gibi mi hissediyorum?” diye sorabilirsiniz. Her fedakârlığı kendinden vazgeçmek saymak da, her uyumu sevginin gereği kabul etmek de durumu fazla basitleştirir. Önemli olan, ilişkinin içinde sizin de bir kişi olarak bulunabilmenizdir.
Kendi değerinizi bilmek, kendinize sürekli yüksek puan vermek değildir
Özsaygı, kendiniz hakkındaki değerlendirmenizle ilgilidir. NHS’nin özsaygı açıklaması, kendinize yönelik olumsuz inançları fark etmeyi ve bunları desteklemeyen somut bilgileri de değerlendirmeyi öneriyor. Bu yaklaşım, kendiniz hakkında yalnızca en sert yargıyı duymak yerine daha dengeli bir değerlendirmeye alan açabilir. (nhs.uk)
Ancak kendi değerinizi bilmek, “Ben her konuda iyiyim” demek değildir. Bir davranışınızdan pişman olabilir, bir konuda deneyimsiz kalabilir veya bir ilişkide yanlış yapabilirsiniz. Bunları görebilmeniz için kendinizi bütünüyle değersiz ilan etmeniz gerekmiyor.
Örneğin bir arkadaşınıza verdiğiniz sözü unuttuğunuzu düşünelim. “Sözümü tutmadım; bunun sorumluluğunu almam gerekiyor” diyebilirsiniz. Bu cümleyle “Ben kötü bir insanım, kimse beni sevmemeli” cümlesi arasında önemli bir fark var. İlki belirli bir davranışa bakıyor ve ne yapabileceğinizi soruyor. İkincisi bütün kimliğiniz hakkında hüküm veriyor.
Buradaki mesele başkalarının düşüncelerini tamamen dışarıda bırakmak da değildir. Size verilen bir geri bildirim, kendinizi anlamanıza katkı sağlayabilir. Fakat hiçbir geri bildirimin tek başına sizin kim olduğunuzu belirlemesi gerekmiyor.
Kendinize bakarken yalnızca “Beni beğendiler mi?” sorusunu değil, “Ben nasıl davrandım, neyi önemsiyorum, neyi değiştirmek istiyorum?” sorularını da kullanabilirsiniz. Böylece değerlendirme yalnızca dışarıdan gelen tepkilere değil, sizin de görebildiğiniz davranışlara ve önem verdiğiniz ilkelere dayanır.
Onaylanma ihtiyacının geçmişinizdeki yerini nasıl düşünebilirsiniz?
Kendinize ilişkin düşünceleriniz üzerinde geçmişte aldığınız mesajların, beklentilerin ve zorlayıcı yaşantıların etkisi olabilir. Bununla birlikte, bugünkü bir duygudan yola çıkarak geçmişiniz hakkında kesin bir neden söylemek mümkün değildir. NHS de özsaygıyı etkileyebilen birden fazla etkene yer verir. (nhs.uk)
Örneğin yalnızca başarılı olduğunuzda takdir gördüğünüzü düşündüğünüz bir ortamda büyüdüğünüzü varsayalım. Bugün birinin memnuniyetsizliğini, yeterince iyi olmadığınızın göstergesi olarak yorumlayabilirsiniz. Ama bu örneğin sizin hayatınızı açıklaması gerekmiyor. Kendi hikâyenize uymayan bir açıklamayı benimsemek zorunda değilsiniz.
Bu noktayı, Zeynep Sude Bacacı’nın mükemmeliyetçilik ve yorucu beklentiler üzerine yazısında ele alınan bir ayrımla birlikte düşünebilirsiniz: Yalnızca çok iyi olduğunuzda takdir göreceğinizi varsaymak, sıradan bir sonucu bile kabul etmeyi zorlaştırabilir. İlişkilerde de benzer bir soru sorabilirsiniz: Sevilmek için hep anlayışlı, başarılı veya sorunsuz olmak zorunda olduğunuzu mu düşünüyorsunuz?
Geçmişi düşünmenin amacı bir suçlu bulmak veya bugünkü davranışlarınızı değişmez saymak değildir. Hangi beklentileri hâlâ taşıdığınızı anlamaktır. “Bu kuralı nereden öğrendim?” sorusunun yanına “Bugün de bu kurala göre yaşamak istiyor muyum?” sorusunu ekleyebilirsiniz. Nereden geldiğini tam olarak açıklayamasanız da bugün kendinize nasıl davrandığınızı inceleyebilirsiniz.
Sınır koymak, ilişkiyi reddetmek anlamına gelmez
Kendi ihtiyacınızı dile getirmekle karşı tarafı önemsiz görmek farklı şeylerdir. NHS, kendini açıkça ifade etmeyi hem başkasının görüş ve ihtiyaçlarına saygı duymak hem de kendiniz için benzer bir saygı beklemek olarak açıklıyor. İstemediğiniz her talebe evet demek zorunda değilsiniz. (nhs.uk)
Örneğin bir yakınınızın sizden o gün uzun süre yardım istediğini, sizin de tamamlamanız gereken işleriniz olduğunu düşünelim. “Bugün buna ayırabileceğim yarım saat var” demek, “Senin ihtiyacın beni ilgilendirmiyor” demek değildir. Yapabileceğiniz şeyi daha açık tarif ediyorsunuzdur.
Sınır cümlesinin karşı tarafı mutlaka memnun etmesi gerekmez. Birinin hayal kırıklığı yaşaması, otomatik olarak sizin yanlış davrandığınız anlamına gelmez. Aynı şekilde, sınır koyduğunuz için konuşmanın devamını dinlememeniz de gerekmez. İki tarafın ihtiyacına bakılabilir; fakat çözümün her seferinde sizin isteğinizden vazgeçmeniz olması şart değildir.
Kendinize şu ayrımı sorabilirsiniz: “İhtiyacımı açıkça mı söylüyorum, yoksa karşı tarafın davranışını yönetmeye mi çalışıyorum?” “Bu akşam dinlenmek istiyorum” kendi durumunuzu anlatır. “Beni seviyorsan bunu sorun etmezsin” ise sevgiyi belirli bir tepkiye bağlar.
Bir sınırı ifade ettikten sonra uzun uzun kendinizi haklı çıkarmak zorunda olup olmadığınıza da bakabilirsiniz. Açıklama yapmakla izin istemek aynı şey değildir. Karşı taraf sizi anlamaya çalışırken siz de ne istediğinizi yeniden değerlendirebilirsiniz; ama kendi ihtiyacınızın konuşmada bir yeri olması önemlidir.
Yakınlık istiyorsanız bunu nasıl konuşabilirsiniz?
Bazen mesele herkes tarafından sevilmek değil, belirli bir ilişkide ne olduğunu anlayamamaktır. Böyle bir durumda kendi ihtiyacınızı hiç konuşmadan yalnızca düşüncelerinizi değiştirmeye çalışmanız, ilişkinin asıl konusunu dışarıda bırakabilir. Belki gerçekten daha fazla iletişim, açıklık veya karşılık bekliyorsunuzdur.
NHS’nin sağlıklı ilişkiler hakkındaki açıklaması, duyguları açıkça paylaşmaya ve karşı tarafı dinlemeye yer veriyor. İletişimi yalnızca kendi yorumunuzu doğrulatmak için değil, birbirinizi anlamak için kurmayı düşünebilirsiniz. Anlamadığınız yerde ayrıntı istemek de bu konuşmanın bir parçası olabilir. (nhs.uk)
Örneğin bir arkadaşınızla son dönemde daha az görüştüğünüzü düşünelim. “Beni artık sevmiyorsun” yerine “Son zamanlarda daha az konuşuyoruz; aramızdaki yakınlığı özledim. Sen bu dönemi nasıl yaşıyorsun?” demek, hem gözleminizi hem de isteğinizi anlatır. Cevabın ne olacağını önceden belirlemez.
Burada karşı tarafı değiştirmekle ilişkinin koşullarını konuşmayı ayırmak gerekiyor. Asena Türkay’ın birini değiştirmekle destek olmanın farkını ele alan yazısı, kişiyi bütünüyle etiketlemek yerine somut davranışı konuşmaya alan açıyor. “Sen zaten böylesin” demeden, hangi davranışın sizi nasıl etkilediğini anlatabilirsiniz.
Yine de açık konuşmanızın istediğiniz yakınlığı sağlayacağına dair bir garanti yoktur. Karşı tarafın isteği sizinkinden farklı olabilir. Bu cevap sizi üzebilir; fakat ilişkinin ne sunduğunu görmek, bütün sorumluluğu kendinizde aramaktan farklı bir başlangıçtır. Siz ihtiyacınızı ifade edebilirsiniz, karşı tarafın duygusunu sizin adınıza oluşturamazsınız.
Günlük bir durumda kendinize hangi soruları sorabilirsiniz?
Konuyu anlamak için büyük bir yüzleşme beklemeniz gerekmiyor. Yakın zamanda yaşadığınız, çok yoğun olmayan bir durumu seçip ne olduğunu inceleyebilirsiniz. Bunu kendinize not vermek için değil, hangi noktada kendi isteğinizi geri çektiğinizi anlamak için yapabilirsiniz.
Örneğin istemediğiniz bir planı kabul ettiğinizi düşünelim. Şu sorular üzerinden ilerleyebilirsiniz:
- Somut olarak ne oldu? Karşı taraf ne söyledi, siz ne cevap verdiniz? Niyet tahminlerini şimdilik ayrı tutun.
- O anda ne düşündünüz? “Hayır dersem uzaklaşır” gibi bir beklentiniz var mıydı?
- Asıl ne istiyordunuz? Dinlenmek, yakınlık kurmak, tartışmadan kaçınmak veya anlaşılmak mı?
- Hangi seçeneği değerlendirmediniz? Düşünmek için zaman istemek ya da başka bir gün önermek mümkün müydü?
- Kendi isteğinize de yer veren cümle nasıl olurdu? Cevabın hem ilişkinizi hem sizi gözetmesi neye benzerdi?
Düşüncenizi incelerken onu hemen değiştirememeniz bir başarısızlık değildir. NHS’nin düşünceleri yeniden değerlendirme açıklamasında da her düşüncenin olumlu bir düşünceye dönüşmek zorunda olmadığı belirtilir. Daha tarafsız bir ifade bazen yeterlidir: “Nasıl karşılık vereceğini bilmiyorum; ihtiyacımı söylememin yanlış olduğunu da bilmiyorum.” (nhs.uk)
Buradaki hedef bir daha hiç kaygılanmamak değil. Kaygı duyduğunuzda hangi kararı neden verdiğinizi biraz daha açık görebilmektir. Sonrasında kendinize “Karşı taraf memnun oldu mu?” dışında bir soru da sorabilirsiniz: “Ben bu konuşmada ne istediğimi söyleyebildim mi?” Böylece değerlendirmede yalnızca başkasının tepkisi bulunmaz.
Herkesin sizi sevmemesiyle nasıl bir ilişki kurabilirsiniz?
Birinin sizi sevmemesi canınızı yakabilir. Özellikle önemsediğiniz bir kişiyse, bunun sizin için hiçbir anlam taşımamasını beklemek gerçekçi bir hedef olmayabilir. Kendi değerinizi korumak, üzülmemek veya kimseye ihtiyaç duymamak demek değildir. Üzüntünüzün yanında kendinize nasıl davrandığınız da önemlidir.
“Bu kişiyle istediğim yakınlığı kuramadım” diyebilmekle “Ben sevilmeye uygun biri değilim” demek arasında durabilirsiniz. İlki belirli bir ilişkinin sonucunu anlatır. İkincisi, o sonucu bütün hayatınıza ve bütün ilişkilerinize yayar. Bir ilişkinin sınırı, sizin insan olarak değeriniz hakkında son karar olmak zorunda değildir.
Öte yandan “Herkes beni sevmek zorunda değil” düşüncesini başkalarının incinmesini önemsememek için de kullanmayabilirsiniz. Birini kırdıysanız davranışınıza bakabilir, gerekirse özür dileyebilirsiniz. Sorumluluk almakla herkesin sevgisini kazanmak aynı görev değildir. Davranışınız üzerinde düşünmek sizin elinizdedir; herkesin duygusunu belirlemek değildir.
Bu konu günlük yaşamınızı, kararlarınızı veya ilişkilerinizi sürekli daraltıyorsa, yaşadıklarınızı bir ruh sağlığı uzmanıyla değerlendirmeyi düşünebilirsiniz. Görüşmede yalnızca ne kadar onay beklediğinizi değil, hangi ilişkilerde kendinizi ifade etmekte zorlandığınızı da anlatabilirsiniz.
Belki üzerinde durulacak soru, “Herkesin beni sevmesini nasıl sağlarım?” değildir. “Sevilmek isterken kendi ihtiyaçlarıma, görüşlerime ve sınırlarıma da nasıl yer verebilirim?” sorusudur. Yakınlık kurmak için kendinizden bütünüyle vazgeçmeniz gerekmez; ilişkinin içinde sizin de bulunmanız gerekir.
