Çalışmak istiyorsun, ama başlayamıyorsun
Kitap önünde. Ne çalışman gerektiğini de biliyorsun. Yine de başlamıyorsun. Biraz sonra diyorsun, sonra akşam oluyor. Günün sonunda yalnızca yapamadığın konular değil, kendine söylediklerin de birikiyor: “Yine olmadı. Neden herkes çalışabiliyor da ben çalışamıyorum?”
Burada ilk ayrım şu: Bir işe başlayamamak, o işi önemsemediğin anlamına gelmez. Sınavı önemsiyor, iyi bir sonuç almak istiyor, hatta çalışamadığın için üzülüyor olabilirsin. İstek vardır. Ama isteğin davranışa dönüşmesini zorlaştıran bir şey de vardır. Bunu yalnızca tembellik diye adlandırmak, ne olduğunu anlamana pek yardımcı olmaz.
Peki, başlamanın önünde ne duruyor? Başarısızlık korkusu mu? Kusursuz çalışman gerektiği düşüncesi mi? Nereden başlayacağını bilememek mi? Yoksa bugün gerçekten yorulmuş olman mı? Bu soruların yanıtı aynı olmak zorunda değil. Her başlayamama durumunun altında tek bir neden aramak da gerekmiyor.
Örneğin, sevdiğin bir derse kolayca başlayıp deneme sınavlarını sürekli ertelediğini düşünelim. Burada mesele bütün derslere karşı isteksizlik olmayabilir. Denemenin sana göstereceği sonuçla ilgili bir korku bulunabilir. Soruyu “Bende ne yanlış?” yerine “Bu görevin hangi tarafı beni durduruyor?” diye sorduğunda, üzerinde çalışabileceğin daha somut bir nokta ortaya çıkar.
Erteleme neden suçlulukla birlikte büyüyebilir?
Çalışmayı ertelediğinde kısa süreli bir rahatlama yaşayabilirsin. Şimdilik zor sorularla, yetişmeyen konularla veya başarısız olma ihtimaliyle uğraşman gerekmez. Ama görev ortadan kalkmaz. Bir süre sonra bu kez çalışmanın yanına gecikmiş olmanın ağırlığı eklenir. Ertelemenin yalnızca zamanla değil, görevle birlikte gelen duygularla da ilişkili olabileceği, APA’nın erteleme üzerine uzman söyleşisinde açıklanıyor. (İlgili sayfa)
Döngü şöyle görünebilir:
- Çalışmayı düşünürsün ve gerilirsin.
- Daha rahat hissettiren başka bir şeye yönelirsin.
- Kısa süreliğine rahatlayabilirsin.
- Zaman geçince kendini suçlamaya başlarsın.
- Yeniden çalışmayı düşündüğünde hem görevle hem suçlulukla karşılaşırsın.
Bu döngüyü fark etmek, sorumluluğu bırakmak değildir. Tam tersine, nerede farklı bir seçim yapabileceğini görmektir. Kendine kızdığın anı yakalayabilir veya telefona uzanmadan önce hangi düşüncenin geçtiğini fark edebilirsin. Her şeyi bir anda değiştirmek yerine, döngünün bir halkasına bakarsın.
Kendine şu soruyu sor: “Şu an dersten uzaklaşınca hangi duygudan da uzaklaşmış oluyorum?” Yanıt hemen gelmeyebilir. Yalnızca “İçim sıkışıyor” demen bile bir gözlemdir. Duygu yükseldiğinde bildiğini uygulamanın neden zorlaşabildiğini düşünmek için Sevi Yağmur Adar’ın yoğun duygular sırasında duraklamak üzerine anlatımı, bu farkı başka bir gündelik bağlamda açıyor.
Başarısızlık korkusu: Sonuç mu, kendin hakkında vereceğin hüküm mü?
Bazen korkutan yalnızca düşük puan değildir. O puanın ne anlama geleceğini düşünmendir. “Bu konuda eksiğim var” başka bir cümledir. “Ben zaten yeteneksizim” başka. Birincisi belirli bir öğrenme ihtiyacını anlatır. İkincisi tek bir sonuçtan bütün kişiliğin hakkında karar çıkarır.
Başlamamak bu kararı bir süre erteleyen bir seçenek gibi görünebilir. Çalışmadığında “Yeterince hazırlanmadım” açıklaması durur. Çalışıp istediğin sonucu alamama ihtimali ise daha zor gelebilir. Özellikle kendi değerini performansına bağladığında, hata yapma korkusu başlamayı da zorlaştırabilir. (İlgili sayfa)
Örneğin, matematik denemesini açmadığını düşünelim. Aklından “Yine az net yaparsam demek ki benden olmayacak” geçiyor. Bu durumda deneme yalnızca bir çalışma aracı olmaktan çıkıp senin yeterliliğin hakkında karar verecek bir sınav gibi duruyor. Önce bu anlamı fark etmek önemli.
Kendine daha dar bir soru sorabilirsin: “Bu deneme bana hangi konularda yardıma ihtiyacım olduğunu gösterebilir?” İstediğin puanı alacağını garanti etmiyorsun. Sonucu önemsiz saymıyorsun. Yalnızca çalışmanın amacını kendini kanıtlamaktan, neyi öğrenmen gerektiğini görmeye doğru çeviriyorsun. Bir soruyu yapamamakla öğrenemeyeceğine karar vermek arasına biraz mesafe koyuyorsun.
Mükemmeliyetçilik bazen çalışmak yerine hazırlık yaptırır
“Tam konsantre olmadan başlamayayım.” “Önce masayı toparlayayım.” “Düzgün bir program çıkarınca çalışırım.” Bu cümlelerin her biri tek başına makul görünebilir. Ama hazırlık sürekli uzuyor, dersle temas bir türlü başlamıyorsa durup bakmak gerekir: Hazırlık seni çalışmaya mı götürüyor, çalışmanın yerine mi geçiyor?
Burada hedef sahibi olmakla kusursuz koşul beklemek farklı şeylerdir. İyi öğrenmek isteyebilirsin. Bunun için masanın tamamen düzenli olması, bütün gününün boş kalması veya zihninin hiç dağılmaması gerekmeyebilir. Kendine “İdeal değil ama başlayabileceğim kadar uygun mu?” diye sorabilirsin.
Örneğin, notlarını renklerine göre yeniden düzenlediğini ve bunun ardından soru çözmeyi planladığını düşünelim. Düzenleme bittiğinde başka bir hazırlık ihtiyacı çıkıyorsa, bugünlük bir sınır deneyebilirsin: Gerekli sayfayı bul, kullanacağın kalemi al, ilk soruyu aç. Geri kalan düzenlemeyi çalışma sonrasına bırak. Bu bir zorunluluk değil, hazırlığın işlevini görmeye yarayan küçük bir denemedir.
Hedefi “kusursuz çalışmak” yerine “hata yapabileceğim bir çalışmaya katılmak” diye kurmak da üzerinde düşünebileceğin bir seçenek. Hilal Özcan’ın hata korkusu ve mükemmeliyetçilik üzerine yazısı, sosyal ortamlarda benzer bir ayrımı ele alıyor: Hatasız olmayı beklemekle, hata ihtimaline rağmen katılmak aynı şey değil.
Görev büyük görünüyorsa yalnızca süreyi değil, belirsizliği de küçült
“Matematik çalışacağım.” Ne zaman bitecek? Hangi konudan başlayacaksın? Önce konu mu okuyacaksın, soru mu çözeceksin? Bu cümle bir niyet söylüyor, ama ilk hareketi tarif etmiyor. “Tüm denemeleri bitireceğim” dediğinde de önünde sınırları belirsiz, büyük bir iş durabiliyor.
Görevi küçültmek, hedefinden vazgeçmek değildir. Büyük hedefe bugün hangi davranışla yaklaşacağını belirlemektir. “Matematik çalışacağım” yerine “Seçtiğim konudan on soru çözeceğim” demek daha somut bir başlangıç sunar. On soru da çok geliyorsa ilk soruyu okumayı seçebilirsin. Sayının kendisi değil, görevin senin için anlaşılır olması önemli.
Bir görevi netleştirmek için şu dört sorudan yararlanabilirsin:
- Hangi konu veya kaynak üzerinde çalışacağım?
- İlk yapacağım hareket ne?
- Bu küçük çalışma parçasının sınırı neresi?
- Takılırsam ne yapacağım?
Örneğin, “Problemler çalışacağım” yerine “Dün yanlış yaptığım bir problemi yeniden okuyacağım; çözemezsem takıldığım satırı işaretleyeceğim” diyebilirsin. Burada bitiş ölçütü mutlaka doğru cevabı bulmak değildir. Nerede zorlandığını belirlemek de seçtiğin görev olabilir. Böylece ilk adım, bütün konuyu öğrenme yükünü taşımaz. Sonraki adımı belirlemen için sana bilgi verir. Konunun tamamını öğrenmek hâlâ hedefindir; ama masaya oturduğun anda tamamını başarmak zorunda değilsindir.
Beş dakika kuralı nasıl kullanılabilir?
Beş dakika kuralının amacı kendini kandırmak değil, başlangıç için sınırlı bir süre ayırmaktır. “Saatlerce çalışmam gerekiyor” yerine “Şimdi bu işle beş dakika ilgileneceğim” dersin. NHS’nin ertelenen görevleri ele alma önerileri de kısa bir süre belirleyip süre sonunda nasıl hissettiğine bakmayı öneriyor. Devam etmek mümkün olabilir; ama bu garanti değildir. (nhs.uk)
Bu süreyi nasıl kullanacağını önceden seçebilirsin:
- Tek bir küçük görev belirle.
- Gerekli kaynağı aç.
- İstersen beş dakikalık bir zamanlayıcı kur.
- Süreyi yalnızca seçtiğin görevle geçir.
- Süre bittiğinde devam etmeyi, mola vermeyi veya görevi yeniden küçültmeyi değerlendir.
Örneğin, bir paragraf sorusunu okumayı seçtiğini düşünelim. Beş dakika sonunda hâlâ çözüm arıyor olabilirsin. Bu, başlangıcın boşa gittiği anlamına gelmez. Metni okudun, sorunun ne istediğine baktın ve belki nerede takıldığını gördün. Seçtiğin görevle gerçekten temas kurdun.
Burada dikkat edilecek nokta şu: Beş dakikayı yeni bir başarı sınavına dönüştürme. “Başladıysam mutlaka devam etmeliyim” dersen, küçük başlangıcın üzerine yeniden büyük bir zorunluluk koyarsın. Devam edersen yeni bir çalışma parçası seçebilirsin. Durursan da sonraki başlangıcın ne olacağını not edebilirsin. İki durumda da ne yaptığını açıkça görmeye çalış.
Ortamı sadeleştir, ama ideal ortamı bekleme
Telefonu başka odaya bırakmak, masada yalnızca kullanacağın kaynağı tutmak veya gereksiz sekmeleri kapatmak deneyebileceğin düzenlemelerdir. Ama amaç kusursuz bir çalışma odası kurmak değildir. NHS de görev için uygun zamanı ve dikkat dağıtıcıların daha az olduğu bir yeri düşünmeyi öneriyor. (nhs.uk)
Kendine “Beni en çok ne bölüyor?” diye sor. Her şeyi aynı anda değiştirmek yerine tek bir düzenleme seçebilirsin. Örneğin, her zor soruda telefona baktığını düşünelim. İlk denemen, telefonu yalnızca seçtiğin kısa çalışma parçası boyunca başka bir yerde tutmak olabilir. Telefon uzaktayken de çalışamıyorsan, başka bir engelin bulunup bulunmadığına bakarsın.
Bazen telefondan ders dinlemen veya ortak bir odada çalışman gerekir. O zaman seçeneklerin farklıdır. Bildirimleri kapatmayı, gerekli içeriği önceden açmayı ya da evde daha sakin olan bir zaman aralığını denemeyi düşünebilirsin. Buradaki soru “İdeal koşulu nasıl kurarım?” değil, “Elimdeki koşullarda hangi küçük değişiklik mümkün?” olsun.
Bir de dersle ilgili görünen oyalanmalara bak. Sürekli yeni kaynak aramak, program değiştirmek veya çalışma videoları izlemek seçtiğin görevi geciktiriyor olabilir. Bunu anlamak için çalışma sonunda kendine somut bir soru sor: “Bugün hangi soruya, hangi metne veya hangi konuya gerçekten baktım?” Yanıt, hazırlıkla çalışma arasındaki farkı görmene yardımcı bir ölçüt olabilir.
Kendine nazik olmak, sorumluluğu bırakmak değildir
Çalışamadığında kendine nasıl konuşuyorsun? “Bugün planladığımı yapmadım” demekle “Benden hiçbir şey olmaz” demek aynı değil. İlki belirli bir davranışı tarif ediyor. İkincisi davranışın ötesine geçip bütün benliğine yöneliyor. Kendine nazik yaklaşmak, yaşananı inkâr etmek değil; kendini aşağılamadan yaşanana bakmaya çalışmaktır.
Ertelemenin ardından gelen sert öz eleştirinin döngüyü ağırlaştırabileceği ve öz şefkatin bu duygularla baş etmede bir seçenek olabileceği APA’nın aynı söyleşisinde de ele alınıyor. Bu yaklaşım “Hiçbir şey yapmana gerek yok” anlamına gelmiyor. Zorlandığını kabul ederken bir sonraki adımı da düşünmeye yer açıyor. (İlgili sayfa)
Örneğin, günün sonunda hiç çalışmadığını fark ettiğini düşünelim. Kendine şöyle bir cümle kurmayı deneyebilirsin: “Bugün başlayamadım. Denemeyi açınca kötü sonuç görmekten korktuğumu fark ettim. Bir sonraki başlangıçta bütün denemeyi bitirmeyi değil, ilk soruyu okumayı seçeceğim.”
Bu cümlede hem gerçek var hem yön var. Çalışmadığını saklamıyorsun. Ama kendine ceza vermek için yarına aşırı bir program da yüklemiyorsun. İstersen üç kısa not tutabilirsin: Ne oldu? Beni ne durdurdu? Bir sonraki denemede neyi değiştireceğim? Bu notları kendini denetleyen yeni bir listeye değil, başlamayı anlamaya yarayan küçük gözlemlere dönüştürmeye çalış.
Dinlenmekle kaçınmayı nasıl ayırt edebilirsin?
Her çalışmadığın an erteleme değildir. Bazen dinlenmen gerekir, bazen başka bir sorumluluk öne geçer, bazen de planın günün koşullarına uymaz. Bunların hepsine tembellik demek, gerçekten neye ihtiyacın olduğunu ayırt etmeyi zorlaştırır. “Şimdi neden ara veriyorum?” sorusu, kendini yargılamadan bakabileceğin bir başlangıçtır.
Örneğin, gün için seçtiğin çalışmayı tamamladığını ama bir arkadaşının daha fazla soru çözdüğünü duyunca mola vermekten vazgeçtiğini düşünelim. Burada kendi planından başkasının temposuna geçmiş olabilirsin. Çağrı Gezer’in dinlenme sırasında duyulan suçluluk üzerine yazısı, tam bu karşılaştırmanın dinlenmeye nasıl taşınabildiğini ele alıyor.
Kendi durumuna bakarken şunları sorabilirsin: “Bugün ne yaptım? Şu an neye ihtiyacım var? Ara verdikten sonra hangi işe dönmeyi düşünüyorum?” Bunlar dinlenmeyi hak edip etmediğini ölçen sorular değil. Molanı ve çalışma beklentini daha açık görmene yarayan sorular.
Bir mola için dönüş noktasını belirlemeyi de deneyebilirsin: “Biraz ara vereceğim, döndüğümde işaretlediğim soruya bakacağım.” Döndüğünde hâlâ zorlanıyorsan bunu hemen irade meselesi sayma. Görevin büyüklüğünü, anlaşılmayan bir konuyu veya o günkü koşullarını yeniden değerlendir. Dinlenmekle kaçınmak arasında her zaman keskin bir çizgi bulunmayabilir. Önemli olan kendine etiket koymak değil, ihtiyacını ve sonraki seçimini anlamaya çalışmak.
Küçük bir başlangıç planı kur; gerekirse destek iste
Bütün çalışma düzenini bugün değiştirmen gerekmiyor. Önce tek bir başlangıcı tarif edebilirsin. Örneğin şöyle bir plan yaptığını düşünelim: “Akşam yemeğinden sonra masaya oturacağım. Telefonu uzakta bırakacağım. Dün takıldığım soruyu açacağım. Beş dakika boyunca soruyu okuyup bildiğim bilgileri yazacağım.”
Burada zaman, yer ve davranış belli. Süre sonunda kendine yalnızca “Kaç soru çözdüm?” diye sormak yerine “Başlamamı ne kolaylaştırdı, nerede zorlandım?” diye de sorabilirsin. Sorunun çözümü için konu anlatımına ihtiyacın olduğunu fark edersen sonraki adımı buna göre seçersin. Plan işlemediyse onu değişmez bir söz gibi değil, yeniden düzenlenebilecek bir deneme gibi ele alırsın.
Ama her güçlüğü tek başına küçük adımlarla çözmek zorunda değilsin. Stres günlük yaşamını veya okul çalışmalarını etkiliyorsa, baş etmeyi zor buluyorsan ya da kendi denemelerin yardımcı olmuyorsa destek aramak uygun olabilir. NHS’nin öğrenci stresi hakkındaki açıklaması da bu durumlarda yardım istemeye yer veriyor. Güvendiğin bir öğretmenle, okul psikolojik danışmanıyla veya bir ruh sağlığı uzmanıyla konuşabilirsin. (nhs.uk)
Ne söyleyeceğini bilemiyorsan “Çalışmayı istiyorum ama başlayınca çok geriliyorum ve sürekli erteliyorum” diye başlayabilirsin. Kesin bir açıklamanın hazır olması gerekmez. Başlayamıyor olman, yetersiz olduğun anlamına gelmez. Belki bugün üzerinde duracağın soru, “Kendimi nasıl daha fazla zorlarım?” değil; “Beni durduran şeyi fark edip yapabileceğim ilk adımı nasıl seçerim?” olabilir.
