Geride kaldınız. Peki, neyin gerisinde?
Örneğin bir arkadaşınızın evlendiğini, bir başkasının iş değiştirdiğini öğrendiğinizi düşünelim. Siz hâlâ ne istediğinizi anlamaya çalışıyorsunuz. Aklınızdan şu cümle geçiyor: “Herkes hayatını kurdu, bir ben kaldım.” Peki, gerçekten herkes aynı yere mi gidiyor? Yoksa farklı hayatları tek bir sıralamaya mı yerleştiriyorsunuz?
Geride kalmak için birinin önde olması gerekir. Önde ve geride olmaktan söz edebilmek için de ortak bir yol ve ölçüt gerekir. Ama 30 yaşında evlenen biriyle 40 yaşında iş değiştiren biri aynı yolda mı? Biri ilişkisinde yeni bir başlangıç yapıyor. Diğeri çalışma hayatının yönünü değiştiriyor. Hangisinin daha ileride olduğunu neye göre söyleyebilirsiniz?
Geride kalmış hissetmekle belirli bir hedefe henüz ulaşamamış olmak aynı şey değildir. “Hayatta gerideyim” bütün yaşamınıza yayılan bir hükümdür. “İstediğim işe henüz giremedim” ise üzerinde düşünülebilecek somut bir durumdur. İkinci cümlede neyi istediğiniz, neyin gerçekleşmediği ve neye bakabileceğiniz daha açıktır.
Bu ayrım hayal kırıklığınızı küçültmez. İstediğiniz yerde olmamanın üzüntüsü gerçektir. Yalnızca o üzüntünün bütün hayatınız hakkında karar vermesini durdurup soruyu daraltabilirsiniz: “Hangi alanda, neyin farklı olmasını istiyorum?” Burada amaç kendinizi hemen iyi hissettirmek değil. Kendinizi yargılamak yerine, ihtiyacınızı anlayabileceğiniz bir yerden başlamaktır.
Herkesin uyması gereken tek bir hayat takvimi var mı?
Okulu bitirmek, işe girmek, evlenmek, çocuk sahibi olmak, ev almak… Bunları sıraya koyduğunuzda hayat, tamamlanması gereken görevler listesine benzeyebilir. Üstelik her görevin yanında görünmez bir yaş sınırı vardır. O yaş geçtiğinde yalnızca bir isteğiniz ertelenmiş gibi değil, siz yanlış yapmışsınız gibi hissedebilirsiniz.
Şunu sorun: Bu takvimi kim hazırladı? Kendi isteğiniz mi, ailenizin beklentisi mi, çevrenizde alışılmış olan mı? Bir beklentinin tanıdık olması, size uygun olduğunu göstermez. Başkalarıyla aynı şeyi istemeniz de isteğinizi değersizleştirmez. Mesele herkesten farklı olmak değil; verdiğiniz kararın sizin hayatınızda neye karşılık geldiğini anlayabilmektir.
Örneğin 35 yaşında yeniden eğitim almak istediğinizi düşünelim. “Bu yaşta öğrenci mi olunur?” yerine, “Bu eğitim bana ne kazandırabilir, hangi sorumluluklarımla birlikte yürüyebilir?” diye sorabilirsiniz. Böylece yaşınızı kendinize yöneltilmiş bir suçlama olmaktan çıkarıp planlamanın parçalarından biri yaparsınız. Önünüzdeki soruyu, başkalarının geçmişinden ayırmış olursunuz.
Elbette gerçek zaman sınırları vardır. Başvuruların son tarihleri, bütçe ve bakım sorumlulukları kararları etkileyebilir. Kendi hızınızda ilerlemek, koşulları yok saymak değildir. Somut bir sınırla “Bu yaşa kadar yapmalıydın” beklentisini ayırmaktır. Bir fırsatı kaçırmış olabilirsiniz; bundan bütün fırsatların bittiği sonucunu çıkarmak zorunda değilsiniz. Önce hangi seçeneğin hâlâ açık olduğunu öğrenebilirsiniz.
Bir sonuç, sizin bütün değerinizi anlatır mı?
Bir şeyi henüz başaramamakla kendinizi başarısız biri olarak tanımlamak arasında fark var. “İstediğim yerde çalışmıyorum” belirli bir durumu anlatır. “Demek ki hiçbir şeyi beceremiyorum” ise o durumdan yola çıkarak kim olduğunuza karar verir. Aynı olaydan söz ediyor gibi görünürsünüz ama ikinci cümle çok daha geniş bir hüküm taşır.
Gündelik dilde özgüven ve özsaygı birbirinin yerine kullanılabilir. Burada özgüveni bir işi yapabilmeye ilişkin güveniniz, özsaygıyı kendinize yönelik genel değerlendirmeniz olarak ayırabiliriz. NHS’nin özsaygıya ilişkin açıklaması, düşük özsaygıyla birlikte kişinin kendisine ve hayatına daha olumsuz, eleştirel bakabileceğini belirtir. (nhs.uk)
Örneğin bir iş görüşmesinden olumsuz yanıt aldığınızı düşünelim. Hazırlığınızı, pozisyonun beklentilerini ve geliştirebileceğiniz becerileri inceleyebilirsiniz. Fakat bu yanıt; ilişkilerdeki özeninizi, öğrenme isteğinizi veya üstlendiğiniz sorumlulukları bütünüyle açıklamaz. Bir başvuru sonucu, hayatınızın bütün alanlarını değerlendiren bir rapor değildir. Üzülebilirsiniz; yine de üzüntünüzü kendinize verdiğiniz bir kimliğe çevirmeyebilirsiniz.
Kendinize şu soruyu yöneltin: “Yaşadığım durumu mu anlatıyorum, kendime bir etiket mi yapıştırıyorum?” Ardından cümleyi daraltın. “Hiçbir şeyi beceremiyorum” yerine “Bu başvuruda istediğim sonucu alamadım” diyebilirsiniz. Bu, kendinizi olduğunuzdan iyi göstermek değildir. Olanı, olduğundan daha büyük bir hükme dönüştürmemektir. Güçlüğü ciddiye almak için kendinizi bütünüyle değersizleştirmeniz gerekmez.
Başkasından öğrenmekle başkasının skorunu tutmak farklıdır
Kıyaslamayı tamamen yasaklamanız gerekmiyor. Birinin deneyimi size bilgi verebilir. Nasıl hazırlandığını, hangi seçenekleri değerlendirdiğini, hangi becerileri kullandığını sorabilirsiniz. Buradaki ayrım şu: Karşılaştırmanın sonunda elinizde kullanabileceğiniz bir bilgi mi kalıyor, yoksa kendinize yönelttiğiniz bir suçlama mı? Başkasının hayatına bakmakla kendi hayatınızı onun sonucuna göre puanlamak farklı şeylerdir.
Örneğin bir arkadaşınızın yeni işe başladığını düşünelim. “Ben neden onun gibi değilim?” yerine “Başvuru sürecinde benim öğrenebileceğim ne yapmış?” diye sorabilirsiniz. Arkadaşınızın başarısını küçültmeden, onu kendi hayatınızın hakemi olmaktan çıkarırsınız. Onun deneyimi bir bilgi kaynağı olabilir; sizin değerinizi belirleyen bir ölçü olmak zorunda değildir.
Neleri karşılaştırdığınıza da bakın. Kendi belirsizliklerinizin tamamını, başka birinin yalnızca görünen sonucuyla yan yana mı koyuyorsunuz? Başlangıç koşullarını, aldığı desteği veya yaptığı tercihleri bilmiyorsanız kesin bir sıralama yapmanız mümkün mü? Bilmediğiniz yerleri kendinizi suçlayan varsayımlarla doldurmanız gerekmez. Eksik bilgiyi, eksik bilgi olarak bırakabilirsiniz.
Asena Türkay’ın birini değiştirmekle destek olmanın farkını ele alan yazısında, kişiden bambaşka biri olmasını beklemekle konuşulabilir somut bir ihtiyacı ayırmak üzerinde duruluyor. Kendinizi değerlendirirken de bu ayrım işe yarar: “Onun gibi olmalıyım” demek yerine hangi davranışı geliştirmek istediğinizi sorabilirsiniz. Başkasının skorunu tutmakla kendi yönünüzü belirlemek aynı şey değildir.
“Herkes ilerliyor” düşüncesine biraz yakından bakın
“Herkes ilerliyor, ben yerimde sayıyorum.” Bu cümledeki herkes kim? Hangi alanda ilerliyor? Sizde hiçbir değişiklik olmadığını neye göre söylüyorsunuz? Bunlar duygunuzla tartışmak için değil, düşüncenin kapsamını anlamak için sorulabilecek sorular. Birkaç kişinin belirli alanlardaki gelişmesini, bütün insanların bütün hayatını anlatan bir sonuca dönüştürüp dönüştürmediğinize bakabilirsiniz.
NHS’nin düşünceleri yeniden değerlendirmeye ilişkin açıklaması, zorlayıcı düşünceyi fark etmeyi, dayanaklarını incelemeyi ve başka açıklamalara bakmayı önerir. Amaç her şeyi olumlu görmek değil; durumu daha esnek ve dengeli değerlendirebilmektir. (nhs.uk)
Örneğin birkaç arkadaşınızın terfi haberini aldığınızı düşünelim. İlk düşünceniz “Ben hiçbir yere varamadım” olsun. Bir kâğıtta şu ayrımı yapabilirsiniz:
- Gözlem: Birkaç arkadaşım terfi etti. Ben mevcut işimde devam ediyorum.
- Yorum: Onlar hayatı başardı, ben başarısız oldum.
- Açık soru: Ben terfi mi istiyorum, başka bir iş mi, farklı çalışma koşulları mı?
- Dengeli ifade: İş hayatımda istediğim değişim henüz olmadı. Önce neyi değiştirmek istediğimi belirleyebilirim.
Son cümle size hemen iyi hissettirmeyebilir. Yine üzgün veya kaygılı olabilirsiniz. Fakat konuşulabilir bir mesele bırakır. “Başarısızım” hükmünün karşısında ne yapacağınız belirsizken, çalışma koşullarınızı değiştirmek için hangi bilgiye ihtiyacınız olduğunu araştırabilirsiniz. Sorun ortadan kalkmaz; daha açık hâle gelir. Kendinizi ikna etmeye değil, gözlemle yorumu ayırmaya çalışırsınız.
Sizin için önemli olan sonuç mu, yaşam biçimi mi?
Başkalarının skorunu tutmayı bıraktığınızda şu soru kalır: Peki, şimdi neye göre yürüyeceksiniz? Yalnızca hangi sonuca ulaşmak istediğinizi değil, o sonucun sizin için ne anlama geldiğini de düşünün. Aynı hedef, iki insan için çok farklı ihtiyaçlara karşılık gelebilir. Birinin önceliği güvenceyken diğerinin önceliği öğrenmek veya yakınlık olabilir.
Hedef, ulaşmak istediğiniz bir sonuçtur: Yeni bir işe girmek gibi. Değer ise nasıl yaşamak ve davranmak istediğinizle ilgilidir: Öğrenmeye açık olmak, özen göstermek, dürüst davranmak gibi. Hedefiniz henüz gerçekleşmemişken de bu yönlerde davranışlar seçebilirsiniz. Bu davranışlar istediğiniz sonucun yerine geçmez; beklerken hayatınızda neye yer verebileceğinizi gösterir.
Örneğin evlenmek istediğinizi düşünelim. Bu isteğin içinde yakınlık, paylaşım, güven veya aile kurmak olabilir. Sizin için hangisi önemli? İstediğiniz ilişki henüz yokken arkadaşlıklarınıza özen göstermek veya ihtiyaçlarınızı daha açık ifade etmek de anlamlı olabilir. Bunları yapmanız, evlilik isteğinizden vazgeçmeniz anlamına gelmez. İsteğiniz sürerken bugünkü yaşamınızda da seçim yapabilirsiniz.
İş konusunda da sorun: Bir unvan mı istiyorsunuz, daha çok öğrenmek mi, maddi güvence mi, emeğinizin karşılığını almak mı? “Kendi yolunuz”, başkalarının seçmediği bir yolu bulmak değildir. Aynı hedefi seçebilirsiniz. Önemli olan, onun sizin hayatınızda neye karşılık geldiğini bilmenizdir. Böylece hedefi sürdürmek mi, değiştirmek mi istediğinizi daha somut düşünürsünüz.
Geride kalmışlık hissi geldiğinde ne yapabilirsiniz?
Bu düşünce geldiğinde onu hemen ortadan kaldırmanız gerektiğini varsaymayın. Önce ne olduğunu tarif edin: “Şu anda geride kaldığım düşüncesi aklımdan geçiyor.” Bu cümle, “Kesinlikle gerideyim” demekten farklıdır. Yaşadığınızı inkâr etmez; aklınızdan geçen cümleyi bir düşünce olarak adlandırır. Sonrasında onunla ne yapacağınıza bakabilirsiniz.
Düşüncenizi hemen değiştirememeniz de yanlış yaptığınız anlamına gelmez. NHS’nin aynı açıklamasında, her düşüncenin olumlu veya nötr bir düşünceye çevrilemeyebileceği; düşünceyi fark edip incelemenin de sürecin bir parçası olduğu belirtilir. (nhs.uk)
Ardından kendinize şu soruları yöneltebilirsiniz:
- Ne oldu? Bir paylaşım mı gördünüz, bir soru mu duydunuz, bir başvurudan yanıt mı aldınız?
- Ne hissettim? Üzüntü, kıskançlık, korku veya hayal kırıklığı mı?
- Neye ihtiyaç duyuyorum? Bilgiye, dinlenmeye, yakınlığa, güvenceye veya yön belirlemeye mi?
- Bugün ne yapabilirim? Bu ihtiyaca karşılık veren, koşullarıma uygun bir adım ne olabilir?
Örneğin bir mezuniyet paylaşımının yarım bıraktığınız eğitimi hatırlattığını düşünelim. O gün yeniden kayıt kararı vermeniz gerekmez. Önce dönüş koşullarını öğrenmek için ilgili birime soru sorabilirsiniz. Ya da bugün yalnızca bu isteğin sizin için hâlâ önemli olup olmadığını düşünebilirsiniz. Adımın amacı başkasını yakalamak değil, kendi seçeneğinizi netleştirmektir. Her duygunun ardından büyük bir karar vermek zorunda değilsiniz.
Başkalarının beklentileriyle aranıza nasıl mesafe koyabilirsiniz?
“Sen ne zaman evleneceksin?”, “Hâlâ aynı işte misin?”, “Arkadaşların çoktan…” Örneğin bir aile buluşmasında bu sorularla karşılaştığınızı düşünelim. Her soruya hayatınızı savunan uzun bir yanıt hazırlamanız gerekiyor mu? Karşınızdaki kişiyi tamamen ikna etmeden de neyi konuşmak istediğinizi belirtebilir misiniz? Önce kendinize bu alanı tanıyabilirsiniz.
“Bu konuda düşünmeye devam ediyorum, bugün konuşmak istemiyorum” diyebilirsiniz. Ya da “Onun koşullarıyla benimkiler farklı; kararımı kıyaslayarak vermek istemiyorum.” Bu cümlelerin amacı tartışmayı kazanmak değildir. Konuşmanın sizin için nerede durmasını istediğinizi belirtmektir. Karşınızdaki kişinin aynı fikirde olmaması, söylediğiniz sınırı kendiliğinden geçersiz kılmaz.
Tuğçe Babur’un ilişkilerde sınır koymak ve kendi ihtiyaçlarını unutmamak üzerine yazısındaki ayrım burada da anlamlıdır: Sınır koymak, birini sevmekten vazgeçmek değildir. Yakınlarınıza önem verirken hayatınızdaki bütün kararları onların takvimine göre vermemeyi seçebilirsiniz. Bir beklentiyi duymakla onu yerine getirmek zorunda olmak aynı şey değildir.
Dijital ortamda da sorun: “Bu içerik bana ne veriyor?” Örneğin her baktığınızda hayatınızı puanlamaya başladığınız bir hesabı daha az takip etmeyi deneyebilirsiniz. Bunun yanında neye dokunduğunu da düşünün. Gerçekten istediğiniz bir şeyi mi hatırlatıyor, sahip olmanız gerektiğini düşündüğünüz bir hayatı mı? Mesafe koymakla kendi isteğinizi anlamak birbirini dışlamaz.
Kendi ilerlemenizi neye göre değerlendirebilirsiniz?
Kendi yolunuzda yürümek, hiçbir şeyi değerlendirmemek değildir. Ölçütü değiştirebilirsiniz. “Kim benden önde?” yerine “Benim için önemli olan konuda ne yapabiliyorum?” diye sorun. Yalnızca büyük sonuçlara değil, o sonuçlara yönelik davranışlarınıza da bakın. Böylece değerlendirme, başkasının bulunduğu yere değil, sizin seçtiğiniz işe dayanır.
Örneğin iş değiştirmek istediğinizi düşünelim. Teklif almak yalnızca sizin kararınıza bağlı değildir. Ama özgeçmişinizi gözden geçirmek, uygun ilanları belirlemek veya ihtiyaç duyduğunuz bir beceriyi çalışmak üzerinde daha doğrudan söz sahibisiniz. Sonucu önemsemeyi bırakmadan bu adımları da hesaba katabilirsiniz. Başvuru sayısından önce, başvuruların istediğiniz yöne uygun olup olmadığını da sorabilirsiniz.
Kendinize birkaç somut soru yöneltin:
- İstediğim şeyi daha açık tarif edebiliyor muyum?
- Koşullarımı ve ihtiyaç duyduğum desteği biliyor muyum?
- Seçtiğim adımı uyguladım mı; uygulamadıysam ne engel oldu?
- Bu hedef hâlâ bana ait mi, yeniden düşünmem gerekiyor mu?
Burada yeni bir yarış kurmamaya dikkat edin. Her gün gelişmek, her haftayı verimli geçirmek zorunda olduğunuz başka bir puan cetveli oluşturmayın. Dinlenmenin, beklemenin veya yön değiştirmenin neden gerekli olabileceğine de bakın. Daha az sorumluluğunuzun olduğu bir dönemdeki hızınızı bugün sürdürememek, tek başına gerileme değildir. Mevcut koşullarınızda anlamlı olan adımı arıyorsunuz; geçmişteki hızınızı ne pahasına olursa olsun tekrarlamayı değil.
Kendi hızınızda ilerlemek, yalnız yürümek değildir
“Kendi yolumdayım” düşüncesi, bütün güçlükleri tek başınıza çözmeniz gerektiği anlamına gelmez. Bazı hedefler bilgi, kaynak, işbirliği veya destek gerektirir. Mesleki yönünüzü belirlemek için alanı bilen biriyle konuşmakla hayatınızı onun hayatına göre yargılamak farklı şeylerdir. Yardım istemek, yarışta geride olduğunuzu kabul etmek değildir; bir ihtiyacınızı belirtmektir.
Geride kalmışlık düşüncesi sürekli kendinizi küçümsemenize, insanlardan uzaklaşmanıza veya denemek istediklerinizden kaçınmanıza eşlik ediyorsa bir ruh sağlığı uzmanıyla görüşmeyi düşünebilirsiniz. NHS’nin özsaygı açıklaması, düşük özsaygıyla birlikte kaçınmanın görülebileceğini ve konuşma temelli psikolojik desteklerin yardımcı olabileceğini belirtir. (nhs.uk)
Destek ararken her şeyi açıklayan doğru cümleyi bulmanız gerekmez. “Başkalarının hayatını görünce kendimi değersiz hissediyorum” veya “Ne istediğimi, benden ne beklendiğinden ayıramıyorum” diyerek başlayabilirsiniz. Bunlar bir tanı değil, konuşulabilecek deneyimlerdir. Önce yaşadığınız durumu anlatmanız yeterlidir; bütün cevaplarla gitmeniz gerekmez.
Kendi hızınızda ilerlemek, her şeyin mutlaka istediğiniz gibi olacağı garantisi de değildir. Kaçırdığınız fırsatlara üzülebilir, kararlarınızı değiştirmek isteyebilirsiniz. Bunları kabul etmekle kendinizi geride kalmış bir insan olarak tanımlamak farklıdır. Ortada tek bir pist yoksa asıl soru başkasını ne zaman yakalayacağınız değildir. Bulunduğunuz yerden, sizin için anlamlı olan hangi yöne yürümek istediğinizdir.
